| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

BABACAN

36 "yaşam" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"yaşam" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Gül karar verdi

Abdullah Gül, "Milli maçı izlemek için Ermenistan'a gidecek mi gitmeyecek mi" tartışmasına noktayı koydu

Bir süredir tartışma konusu olan Cumhurbaşkanı Gül’ün Ermenistan Türkiye futbol takımları arasında oynanancak Dünya Kupası Grup Eleme Maçı için Ermenistan’a gidip gitmeyeceği, dün Köşk’ten yapılan açıklama ile sona erdi.

Cumhurbaşkanlığı internet sitesinden yayınlanan açıklamada, Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın, Gül’ü maçı izlemek için ülkesine davet ettiği hatırlatıldı. Maçın, sportif bir karşılaşmanın ötesinde, önemli fırsatlar sunan bir anlam taşıdığı açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Özellikle Kafkasya bölgesi halklarını endişeye sevkeden gelişmelerin yaşandığı bir dönemde ortaya çıkan bu imkanın tüm taraflarca en iyi şekilde değerlendirilmesi gerektiğine inanılmaktadır. Bu maç vesilesiyle yapılacak bir ziyaretin bölgede yeni bir dostluk ikliminin oluşmasına da katkıda bulunabileceği düşünülmektedir. Sayın Cumhurbaşkanımız bu anlayışla daveti kabul etmiştir.”,kaynak,vatan

SOYLU: MEMURA ZAM SADAKA GİBİ

SOYLU DA “ARSENİK” TARTIŞMALARINA İLGİNÇ BİR BENZETMEYLE KATILDI

MUĞLA – DP Genel Başkanı Süleyman Soylu’nun katıldığı Muğla 9. Olağan İl Kongresi Konakaltı Kültür Merkezi’nde yapıldı. Salihpaşa mevkinde kalabalık bir konvoy tarafından karşılanan Süleyman Soylu daha sonra DP’nin yeni il binasının açılışını yaptı. DP il binasının önünde kalabalık partililer tarafından sevgi gösterileriyle karşılanan Soylu, burada yaptığı konuşmasında tüm Türk milletinin 30 Ağustos Zafer Bayramını kutlayarak DP’nin 1920 ruhunun heyecanı, mücadelesi ve tamamlayıcısı olduğunu söyledi.

Soylu, kongrede yaptığı konuşmada ise “Beyaz Yürüyüş Türkiye’yi 600 yıl hakim olduğu coğrafyada sünepe ve izleyen bir ülke değil, üreten, lider ve yönlendiren bir ülke yapma mücadelesidir” dedi.

Siyaset hayatım boyunca kendi sıkıntımızı öne almadan insanların dertlerine çare olma anlayışını benimsediğini söyleyen Soylu, “DP”nin düşmüş olduğu bu durumu hazmetmiyorum itiraz ediyorum” dedi. Salonu dolduran partililer tarafından ayakta alkışlanan Soylu’nun konuşması “başbakan” sloganlarıyla sık sık kesildi..
Soylu, gittiği yerlerde milleti yalancı baharla aldatmaya çalışan iktidarın illizyonist politikalarını gördüklerini belirtti.
Soylu, son dönemlerde gübreye, elektriğe, doğalgaza, pirince, ekmeğe ve sıvı yağa yapılan zamlara da değindi. Soylu; “millet zamların altında inim inim inlerken ülkenin Başbakanı memura sadaka gibi yüzde 8.5 zam veriyor” dedi.

AKP ve CHP’yi arsenikli partiye benzetti. Fabrikaların artan maliyetleri karşılamakta zorlanarak işçi çıkardığına dikkat çekerek, Niğde ve Gaziantep’teki fabrikalardan örnek verdi.

Soylu; “Ey koca Türkiye bir taraftan ırmakları olan, yeraltı kaynakları olan, ovaları olan koca Türkiye fabrikalarıyla bölgesinde efsane olan koca Türkiye, bırakmayacağım seni AKP’ye” diye konuştu.

Soylu, Türkiye’nin vizyonunu ve ideallerini kaybettiğini söyledi.

Türkiye bugün güçsüz durumdadır. Çünkü devletiyle, işçisiyle, memuruyla, çiftsiyle, öğrencisiyle borçlu bir Türkiye vardır.

Düşük kur, yüksek faiz politikalarının yerli üretim faktörlerini devreden çıkardığını söyleyen Soylu, bu yüzden gelirlerin azaldığına, büyümenin düştüğüne ve işsizliğin arttığına dikkat çekti.

Soylu, “Başbakan hani durmak yok” diyordu ya. Doğru söylüyor. Başbakan, durmak yok yolsuzluğa devam, durmak yok işsizliğe devam, durmak yok tarlaları ipotek ettirmeye devam, durmak yok yandaşlarını zengin etmeye devam, durmak yok fabrikaları kapatmaya devam” diye konuştu.

Başbakanı eleştiren Soylu, “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diyordu Başbakan. Doğru söylüyorsun üç kuruşa mahkum ettin. Emekliler için, çiftçiler, için, işçiler için, memurlar için hiçbir şey eskisi gibi değil” dedi.
DP Lideri, “Türkiye’yi gülen insanların ülkesi yapmak, ailelerin cebinin para görmesi, bu ülkede yatırım yapmak, bu ülkeyi iyi yönetmek bizim işimizdir” dedi.

Siyasi öngörülerine güvendiğini belirten Soylu, “Sayın Başkan bizi bunlardan kurtarın” diye yaka silken insanlara “Kırat’ın alternatif olacağını öngördüğümüz için yürüyoruz. Bu parti adam gibi bir DP olacaktır. Herkese demokrasinin ve millet adına siyaset yapmanın ne olduğunu gösterecektir” dedi.

82 anayasasının merkez sağı ortadan kaldırmak isteyen bir anayasa olduğunu belirten Soylu , “bu anayasa toplumu siyasetten uzaklaştırmak, görgü ve bilgisini siyasete aktarmak isteyenleri engellemek için yapılmıştır” dedi.

Türkiye’nin acil bir ekonomik programa ihtiyacı olduğunu söyleyen Soylu, değişen güçlü, modern bir Türkiye’ye ihtiyacımız var” dedi.

Tarih DP’ye yeni bir rol verdi.

Hükümetin Türkiye’yi rantçıların, tefecilerin ve faizcilerin elini teslim ettiğini ifade eden Soylu, “işte bunun kavga ederim ben. Halkımın hakkı için kavga ederim” diyerek hükümete sert çıktı.
Kaynak: DP

DP Genel Başkanı Süleyman Soylu’nun katıldığı Muğla 9. Olağan İl Kongresi Konakaltı Kültür Merkezi’nde yapıldı. Salihpaşa mevkinde kalabalık bir konvoy tarafından karşılanan Süleyman Soylu daha sonra DP’nin yeni il binasının açılışını yaptı.

DP Genel Başkanı Süleyman Soylu partisinin Denizli

SOYLU’DAN FİYAT ELEŞTİRİSİ : “ÜRETECİ FINDIĞI 2,5 YTL’YE KAPTIRDI”

DP Genel Başkanı Süleyman Soylu partisinin Denizli Belediye Kültür Sanat Merkezi’nde düzenlenen il kongresine katıldı. Soylu’yu Kongrenin yapıldığı salona sığmakta güçlük çeken çok sayıda partili dinledi. Konuşmasına

Soylu’dan fiyat eleştirisi : “üreteci fındığı 2,5 ytl’ye kaptırdı”
DP Genel Başkanı Süleyman Soylu partisinin Denizli Belediye Kültür Sanat Merkezi’nde düzenlenen il kongresine katıldı. Soylu’yu Kongrenin yapıldığı salona sığmakta güçlük çeken çok sayıda partili dinledi. Konuşmasına Ramazan’ı tebrik ederek başlayan Soylu, “Ramazan’ın ülkemize, halkımıza, İslam Alemine ve tüm insanlığa hayırlı olmasını diliyorum” dedi.

DEMOKRATLAR GELECEK BU ZULÜM BİTECEK

Soylu Hükümetin politikalarını eleştirerek, Demokratların geleceğini ve bu zulmü bitireceğini söyledi. Türkiye’nin çalışanına, gencine, çiftçisine, sanayicisine bir umut yüklemek için erinmeden yüksünmeden bu mücadeleyi ortaya koyuyoruz diye konuşan Soylu, sözlerine “insanların bu genç kardeşleri gibi yeni bir direnişe, yeni bir itiraza seslendiklerini görüyorum” diye devam etti.

Hükümetin ekonomi politikalarının problemlere yol açtığını ifade eden Soylu, yaşanan sıkıntıları örneklerle anlattı. İktidarı ve muhalefeti duyarsız kalmakla suçlayan DP Genel Başkanı, “Oysa bugün Türkiye’de bunlar konuşulmuyor varsa yoksa kutsal değerler üzerinden cumhuriyet değerleri üzerinden milliyetçilik değerleri üzerinden siyaset yapılıyor” dedi.

Soylu sözlerine şöyle devam etti “AKP’nin boylu poslu olduğuna bakmayın bunların içi koftur, bunların içi boştur. Bunları silkeleyeceğiz.”

Dün açıklanan fındık fiyatlarına da değinen Soylu, fındığın maliyetinin 3,5 – 4 lirayı bulduğunu belirterek hükümeti fiyatları geç tayin etmekle ve düşük tutmakla suçladı.   Soylu şöyle konuştu “fındık hasatı 2 ay önce bitti, üreticiler bu süre içinde fındığı 2,5 liraya kaptırdı. Şimdi de maliyetine satmaya razı olacak duruma geldi. Tayyip Bey, sen arkadaşlarının yatlarında gezerken insanlar ektiklerinin hakkını alamıyor. Millete efeleniyorsun ya bir de o etrafındakilere efelensene”

Soylu, Ramazan’ın ve okulların başlamasıyla halkın yaşadığı ekonomik sıkıntıların daha da artacağını söyleyerek Başbakan’ı işine gelmeyen şeyleri duymamakla eleştirdi. Soylu sözlerine şöyle devam etti, “Erdoğan herkesi karşısındaki Baykal zannediyor. O söyleyecek Baykal laiklik diyecek, o söyleyecek Baykal Cumhuriyet diyecek.”

DENGE POLİTİKASI NE KADAR DEVAM EDECEK ?

Soylu, Türkiye’nin dış politikasının da başarısız yönetildiğini ifade ederek, Türkiye’nin herkes tarafından endişe ile izlenen bir ülke haline getirildiğini söyledi. Soylu, Türkiye’nin Kerkük’te Irak’ta ve soğuk savaşın yeniden başladığı bir süreçte yürüttüğü denge politikasını daha ne kadar devam ettireceğinin bilinmediğini sözlerine ekledi. DP Genel Başkanı Hükümete şöyle seslendi, “ 6 yıldır tek başına iktidarsın hani büyük Türkiye, hani güçlü Türkiye, 6 yıldır Türkiye’de hangi zihniyet değişimi yaşandı, sınıf mı atladı, çağ mı atladı” sözlerine benim ülkem zengin bir ülke olmalıdır, değişen bir ülke olmalıdır, lider bir ülke olmalıdır ama bu hükümet Türkiye’nin hayalini ve vizyonunu yok etti.” diye devam etti.  

AKP’yi milletin ruhunu, yarınlarını ve iradesini Anayasa Mahkemesi koridorlarında esir tutmakla itham eden Soylu, “Bu esareti sona erdirmeliyiz. Bunun için bugün hepimize iş düşmektedir” dedi.

KONGRELERE MÜDAHALE ETMİYORUM

Konuşmasında parti tabanına da mesajlar veren DP Lideri “Bu taban zor zamanlardan çıkmayı başarmış bir tabandır. Hiçbir kongreye müdahale etmiyorum yeni hazırlanan tüzükte de yetkilerimin yüzde 75’ini tabana devrediyorum. Çünkü biliyorum ki, bu parti müdahaleler yüzünden bu hale geldi. Ben bu partiye ve tabanına güveniyorum.” dedi.
Kaynak: DP

100 eski binayı topladı, 75 katlı kuleyi Seyrantepe'ye dikecek

Menekşe Ataselim
Seyrantepe'de 100'den çok eski binanın sahibi ile anlaşıp kendine 32 dönümlük arsa yaratan Taşyapı'nın patronu Turanlı, 350 milyon dolara 255 metrelik rezidans yapacak..
Galatasaray'ın stad projesi ve Ağaoğlu'nun yapacağı rezidans kulesi ile gündemden düşmeyen İstanbul Seyrantepe'ye bir kule de Taşyapı dikecek.75, 60 ve 50 katlı 3 blok görünümünde tek binadan meydana gelen projenin en yüksek noktası 255 metre olacak. "Rusya'nın en büyük inşaat şirketi ile ortak olduk ama adını şimdi açıklamam" diyen Taşyapı'nın patronu Emrullah Turanlı ile yeni projelerini konuştuk.

HAK SAHİPLERİNE DAİRE VERECEK

* Seyrantepe'de pek çok eski binayı satın aldığınız konuşuluyor. Bu arsaları nasıl değerlendireceksiniz?
Bölgede 100'den fazla eski binanın sahibi ile anlaşmaya vardık. Şu anda hepsini yıktık. 32 dönümlük bir yerde rezidans projesine başlayacağız. Altında alışveriş merkezi ve otoparkların yer alacağı ofis ve rezidans projesi yapacağız. Daireler modül şeklinde olacak. Yani birbirine eklenip çıkarılabilecek. 400 kadar daire olabilir. 350 milyon dolarlık bir yatırım olmasını düşünüyoruz.

* 100'den çok binada kaç hak sahibi vardı? Nasıl ikna ettiniz? O kadar zor ki, 3 yıl sürdü. Toplantılar yaptık. Ne yapacağımızı anlattık. İnsanları otobüslere koyup yaptığımız inşaatları, projeleri gezdirdim. Nerelerde yaşayacaklarını gördüler. Öyle oluyor ki bir konutta 10 hisse var. 500 kişiden çok insan ediyor hepsi. Herkes bu projeden hissesi kadar pay alacak. Onlara ev vereceğim. O bölgenin bir değeri var. Rayiçlere göre hesaplama yapacağız.

* Yükseklik kaç metreye kadar çıkacak? Fiyat ne olacak? Metrekaresini en az 10 bin dolardan satarız. Şartlara göre 15 bin dolara kadar çıkabiliriz. 3 farklı binanın en yükseği 75 kat. Yüksekliği 255 metre olacak gibi. Ancak projenin mimarı Hakan Kıran daha revizyonlar yapacak. Yükseklik artabilir, ufak değişiklikler olabilir.

RUSLARLA ORTAK OLDU

* 2009'da gayrimenkule ne kadar yatıracaksınız?
Bu yıl tamamlandığında 4 bin 500 civarında konut teslim etmiş olacağız. Almond Hill, Mashattan, Bağdat Caddesi'ndeki konutlar... Hepsi bitiyor. Yerlerine yenilerini koyacağız. 1 milyar doları bulan yatırım planlıyoruz. Bomonti'deki projemiz de sırada.

* Bu yatırımlarda yalnız mı olcaksınız? Enerjideki gibi veya Donald Trump gibi yabancı ortaklar olacak mı? Yabancı ortağımız olacak ama her proje için değil. Rusya'nın en büyük gayrimenkul şirketi ile ortak olduk. Hem İstanbul'da hem Rusya'da hem de gelecekte dünyanın pek çok yerinde proje yapacağız. İlk projemiz de Seyrantepe'deki bu proje olacak.

Alitalia, ikiye bölünüp satılacak

Uzun süredir finansal krizde olan İtalyan Havayolları Alitalia, iflastan korunmak için başvurdu. Şirketin hazırladığı kurtarma planına göre Alitalia 2'ye bölünüp satılacak. Zarar eden kısımların iflastan korunabileceği, öte yandan kâr eden kısımların ise yabancı havayollarına satılabileceği ifade ediliyor. Günlük zararı 2 milyon Euro'yu bulan Alitalia'nın satılması halinde Air France KLM ile Lufthansa'nın talip olacağı belirtiliyor. Taliplerin önündeki en büyük engel ise satılma halinde 7 bin kişinin işten çıkarılacağı endişesi. Başta İtalyan Başbakan Silvio Berlusconi olmak üzere pek çok kesim yüzde 49'u İtalyan devletine ait olan şirketin yabancılara satılmasına karşı çıkıyor.,kaynak,sabah

Başbuğ'un açıklamalarından rahatsız oldular

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Şimdi bir maç vesilesiyle Türkiye, Ermenistan ile yeni bir ilişki düzeni içine girme maksadındadır. Azerbaycan'a zarar verecek her hareketten hükümetin uzak durmasını isterim'' dedi.

Baykal, CHP Parti Meclisi toplantısı öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bir gazetecinin, ''Cumhurbaşkanı Gül'ün Ermenistan'a yapmayı planladığı ziyaret kamuoyunda tartışılıyor. Sayın Başbakan ziyarete Dışişleri Bakanı'nın da katılacağını söylemişti. Siz de maçı izlemek için Ermenistan'a gidecek misiniz, bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?'' sorusu üzerine Baykal, bu durumun bir süreden beri hazırlanmakta olan yeni bir politikanın eseri olduğunu söyledi. Topluma şimdi bu politikayı kabul ettirme aşamasına gelindiğini ifade eden Baykal, şöyle konuştu:

''Şimdi bir maç vesilesiyle Türkiye, Ermenistan ile yeni bir ilişki düzeni içine girme maksadındadır. Bugüne kadar bizim Ermenistan'a karşı izlediğimiz politika niçin öyle şekillenmişti? Yani niçin Ermenistan ile ilişkilerimizde bizim belli bir dikkat, mesafe ve talep içerisinde durmamız zorunlu sayılmıştı? Ermenistan ile neden Azerbaycan ile kurduğumuz ilişkiyi kurmamıştık, neydi bunun gerekçeleri? Gördüğümüz üç temel gerekçe var. Bir; Ermenistan, Türkiye'nin daha ulusal sınırlarını tanımış değildir. Türkiye'nin toprak bütünlüğü Ermenistan tarafından kabul edilmiş değildir.

İki; Türkiye'ye karşı soykırım iddiasını Ermenistan bütün olanaklarıyla desteklemektedir, takip etmektedir. Üç; Ermenistan, Azerbaycan topraklarını, Yukarı Karabağ'ı işgal etmiştir, bu işgal fiilen devam etmektedir. Bu 'işgal' sözü, bizim değerlendirmemiz değildir. İlgili tüm uluslararası kuruluşlar, BM'den AGİT'e kadar tüm kuruluşların ortak nitelemesidir. Azerbaycan toprağı, Ermenistan tarafından işgal edilmiştir. Biz de bu tablo karşısında demekteyiz ki Ermenistan'a, 'Seninle komşuluk ilişkilerimizi geliştirmek isteriz ama bir bekleyişimiz var; Türkiye'nin ulusal sınırlarını tanıdığını beyan edeceksin, soykırım iddiasından vazgeçeceksin, Yukarı Karabağ'daki işgaline son vereceksin, onu bir an önce ortadan kaldıracak müzakerelere gireceksin.'

Bu üç talebe de Ermenistan 'hayır' demiştir ve demektedir. Bu defa Türkiye'ye dostlarımız, müttefiklerimiz, büyük ülkeler, 'Sen büyüksün, aldırma; Sen Yukarı Karabağ işgalini görmemezlikten gel, soykırım iddialarını duymazlıktan gel, sen yürü cumhurbaşkanı düzeyinde -daha ortada dışişleri bakanı düzeyinde bir gezi yok, başbakan düzeyinde bir gezi yok, doğru dürüst karşılıklı diplomatik bir ilişki yok- tepeden inme bütün bu pozisyonu ortadan kaldıracak hamle yap. Sen Erivan'a git, birlikte maç izleyin, oturun konuşun' diyor.''

Baykal, dış politikanın böyle ''ahbap-çavuş'' ilişkileriyle gitmeyeceğini ifade ederek, izlenen politikaların ciddi nedenleri olduğunu kaydetti. Kafkasya'nın, Türkiye ve dünya için olağanüstü önemli bir yer olduğunu vurgulayan Baykal, Türkiye'nin; Kafkasya'nın, Orta Doğu'nun, Balkanların ve Ege'nin içerisinde bulunduğu bu güç coğrafyada kendisine dost olan komşusu Azerbaycan'ın bulunduğunu belirtti. Baykal, Azerbaycan halkının, iktidarıyla, muhalefetiyle, tüm kesimleriyle Türkiye'nin gerçek dostu olduğunu vurguladı. Baykal, ''Kendi ifadeleriyle, 'Biz iki devlet, bir milletiz...' Bunu inançla söylerler. Gerçekten bizim tarihi, kültürel, siyasi nedenlerle çok yakın ve sıcak ilişki içinde olduğumuz en önemli ülkedir Azerbaycan'' dedi.

Azerbaycan ile ilişkilerin çok üst düzeyde seyrettiğini anımsatan Baykal, son zamanlarda Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı (BTC) ile Azerbaycan'ın petrol zenginliklerinin Türkiye üzerinden dünyaya taşınır hale geldiğini söyledi. Bu durumun Türkiye'nin dünyadaki konumunu çok olumlu etkilediğini ifade eden Baykal, BTC'nin son zamanlarda herkesi mutlu eden bir gelişme olduğuna dikkati çekti. Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bunun gerisi de gelecektir. Hazar'daki büyük petrol kaynakları önümüzdeki dönemde, Hazar paylaşılınca, Azerbaycan tarafından çok büyük ölçüde kullanılır hale gelecektir. Azerbaycan, Türkiye için ekonomik, güvenlik, siyaset, kültür...

Her açıdan olağanüstü önemlidir. Şimdi böyle bir ülkeyle ilişkinize en küçük bir zarar getirecek adım atmak, bizim başka çıkarlarımızın ötesinde mutlaka gözden kaçırılmaması gereken bir konudur. O bakımdan ben, Azerbaycan'a zarar verecek her hareketten hükümetin uzak durmasını isterim. Yani soykırım iddiasını kaldıracakları yolunda bize açıkça ya da gizlice taahhütte bulunsalar dahi, Yukarı Karabağ'daki işgali ortadan kaldırma konusundaki talebimizi Azerbaycan ile takip etmeye devam etmeliyiz diye düşünüyorum. Bu nedenle bizim burada, ayaküstü sırtımızı birileri sıvazladı diye, 'Yürüyün' dedi diye böyle temaslara yönelmemiz çok iyi düşünülmesi gereken, ciddi sorunlar yaratabilecek, bölgedeki güveni sarsabilecek bir konu niteliğindedir. O nedenle bir doğal maç ziyareti olarak görmek mümkün değildir. Bana 'Erivan'a maça gider misiniz' diyorsunuz, Bakü'ye maça gitmeyi tercih ederim.''

''BİZ ANAYASA'NIN TEMEL FELSEFESİNE YÖNELİK BİR DEĞİŞİKLİK İHTİYACI İÇERİSİNDE DEĞİLİZ''

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Türkiye'nin sorunu, hiçbir şekilde AKP'nin tercihlerine yardımcı olacak bir anayasa değişikliği yapmak değildir'' dedi.

Baykal, CHP Parti Meclisi toplantısı öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtladı. Baykal, sorulardan önce sözlerine, dudağındaki uçuk ile kameraların karşısına çıktığı için özür dileyerek başladı. Bu gece ramazan ayının başlayacağını anımsatan Baykal, ramazanın bütün Müslümanlara mübarek olmasını diledi. Yaz döneminin sona erdiğini, TBMM'nin de tatilde olduğunu anımsatan Baykal, siyasi hayatın yavaş yavaş hareketlenmeye başladığını söyledi.

Bir gazetecinin, ''Haşim Kılıç, dün yapılan törenlere katılmadı. Siz de katılmadınız. Haşim Kılıç, 'protokolde kendisine hak etmediği bir yer verildiği için gitmediğini' açıkladı. Sizin katılmama nedeniniz de buna benzer bir neden mi?'' sorusu üzerine Baykal, ''Hayır. Ben 30 Ağustos kutlamalarında askeri geçit töreni haricinde diğer bölümlerine katılıyorum. Yıllardan beri bunu böyle götürüyorum. Bu yıl da aynı uygulama içindeydi. Bu yılın kendine özgü şartlarıyla hiçbir ilgisi yoktur'' dedi.

''Haşim Kılıç, normalde protokol sırasında Başbakan'dan hemen sonra gelir, Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak. Fakat kendisine ikinci sıradan yer veriliyor. Bu yüksek yargıya karşı, yürütmenin bir tavrı olarak algılanabilir mi sizce?'' sorusuna Baykal, ''Bu konuda bilinçli, sistemli bir tavır sergilendiği kanısında değilim. Nitekim, Sayın Haşim Kılıç'ın uyarısı üzerine Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreterliği gerekli incelemeyi yapmış ve düzeltmenin gerçekleştirileceğini kendisine bildirmiş. Böyle yanlışlıklar olur. Bunlara özel siyasal anlam kazandırmaya gerek yok. Öyle olmadığı da zaten yaşanan olayla ortaya çıktı. Bir kriz konusu değil bu. Yeni bir kriz konusu yaratmaya çalışmayalım lütfen'' yanıtını verdi.

TÜRKİYE'NİN ULUS DEVLET VE LAİK DEVLET KİMLİĞİ...

Bir başka gazetecinin, ''Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un yaptığı ilk açıklamayla ilgili siz değerlendirmenizde, 'İlker Paşa çok güzel konuştu. Artık sözle etkili olma aşaması geride kaldı' dediniz. Bu sözlerinizle ne kastettiniz?''sorusuna Baykal, şu yanıtı verdi:

''Genelkurmay Başkanı'nın konuşması toplumda büyük bir ilgi yarattı. Zaten bu tür konuşmalar ilgiyle karşılanır, değerlendirilir. Bazı çevreler bu konuşmadan çok rahatsız oldular. Konuşmada dile getirilen düşüncelerin karşısında yer aldılar. Bu düşünceleri sakıncalı buldular. Halbuki Genelkurmay Başkanı'nın değerlendirmelerinin altında şu temel anlayış yatıyor; 'Türkiye Cumhuriyeti'nin bir ulus devlet olduğu ve bunun mutlaka böyle sürdürülmesi, korunması gerektiği anlayışını' ifade ediyordu.

Yine aynı şekilde, Türkiye Cumhuriyeti'nin laik bir devlet olduğu ve bunun mutlaka korunması ve sürdürülmesi gerektiğini ifade ediyordu. Bu ısrarlarıyla, bu anlayışıyla ilgili toplumda bir tartışma çıkmış olması gerçekten çok üzüntü vericidir. Öyle anlaşılıyor ki Türkiye'nin ulus devlet kimliğini reddetmek isteyen pek çok çevre vardır. Laik devlet kimliğinden tedirgin olan çevreler vardır. Onlar bu anlayışlarını yansıtmışlardır.

Benim dikkati çekmeye çalıştığım bir başka nokta var. Bu söylenenlerin tümünün çok önemli, çok haklı, çok doğru olduğundan hiçbir kuşku duymuyorum ama Türkiye'de şöyle bir tablo var; devletin çok önemli kurumlarının sözcüleri, devletimizin çok temel konularıyla, sorunlarıyla ilgili düşünceler ortaya koyuyorlar fakat bu düşüncülerin gereği yerine getirilemiyor. Bu tür konuşmalar yönlendirici, etkili, belirleyici olmak için yapılır. Konuşulan konuya baktığımız zaman, fevkalade önemli böyle bir konuda çok temel görüş ayrılıklarının devlet katında ortaya çıkması çok şaşırtıcı olur.''

''ŞABAN DİŞLİ OLAYI''

Doğruların gereğinin yetkili merciler tarafından yerine getirilmemesinin kopukluk yarattığına dikkati çeken Baykal, ''Bu kopukluk Türkiye'deki siyasal yaşamın temel sorunudur'' dedi. Buna birkaç açıdan örnek vermenin mümkün olduğunu ifade eden Baykal, şöyle devam etti:

''Mesela bir Dişli olayı yaşadık. Çok temel bir olay. İlk kez Türkiye'de, cumhuriyet tarihinde bir yolsuzluk iddiası, dedikodu, söylenti ya da siyasi suçlama olmaktan çıktı, belgeli, kanıtlı, somut bir iddia haline geldi. Ortada belge var, belgenin altında imzalar var. Belgenin içinde rüşvetin miktarı var. Bir milyon dolar...

Şartları var. 'Şunlar yapılırsa verilecek' deniyor. Onlar yapılmış, alınmış. Şartlar yerine getirilmiş. Bütün bunlar ortada. Muazzam bir olay. Cumhuriyet tarihinde böyle belgeli, kanıtlı, netleşmiş bir yolsuzluk konusu ortaya çıkmamıştır. Daima yolsuzluk söylenir. Daima iddialar vardır ama kaytaracak bir, iki nokta vardır. Birileri bir şey söyler, belirli şüpheli konular vardır, kaytarılır. Burada olay çok net.

Peki şimdi sormak lazım, ne oldu? Bu konuda ne yapıldı? Savcılar harekete mi geçti, dosya mı hazırlandı? Bunun yığınla tarafı var. Belediyeyle, başka şirket yöneticileriyle ilgili tarafı var. Siz söyleyin, kanıtlayın, belgeleyin, ondan sonra da bekleyin. Bu ciddi bir krizdir, böyle bir şey olmaz. Bu olursa, hukuk belli noktalarda işlemez demektir. Arkadaş yerinde durmaya devam ediyor, genel başkan yardımcısı...

Partinin genel başkanı 'Hortumları kestik, yolsuzlukların hesabını herkesten sorarız' diyor. Ne yaptın? Ortada hiçbir şey yok? Belgeli bir yolsuzluk iddiası var, gereği yapıldı mı, yapılması talep ediliyor mu? Bu konuda bir toplumsal talep içinde miyiz? O da değil, artık alıştık. Yolsuzluk iddiaları ortaya atılır, hatta kanıtlanır, gereği yapılmaz. Bu yanlış. Ben buna alışmak istemiyorum.''

''YAŞANAN SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ SAĞLANMADI''

AK Parti hakkındaki kapatma davasına da değinen Baykal, dava sonucunda ''AKP'nin laiklikle ilgili konumunun yüksek yargı kararıyla netleştiğini'' söyledi.

''Anayasa Mahkemesi 11 üyesinin 10'uyla dedi ki (AKP laikliğe aykırı eylemlerin odak noktası konumundadır)'' diyen Baykal, Anayasa Mahkemesinin kararından önce de partisinin, bazı yazarların, düşünürlerin de aynı düşünceyi dile getirdiğini ve tartıştığını hatırlattı. Bu duruma yönelik tartışmaların artık sona erdiğini, konunun Anayasa Mahkemesinin kararından sonra netliğe kavuştuğunu anlatan Baykal, şu görüşleri dile getirdi:

''AKP, Türkiye'de iktidar partisi. Bu parti hakkında, bizim Anayasamızın en önemli ilkesi bakımından karşılıklı çatışma durumu olduğunu Mahkeme hükme bağlamıştır. Bu, yaşanan sorunların çözümünü sağlamış değildir. Adını koymuştur, tarif etmiştir, sorunu incelemiştir.

Türkiye'deki laiklik krizini çözmemiştir. Laiklik krizi olduğunu hukuken tespit etmiştir. Bunun çözülmesi lazım. Bunun tek çözümü vardır; AKP iktidarı der ki 'Laikliğe karşı eylemlerin odağında bir parti olmaktan vazgeçeceğim'. Bunu açıkça ilan eder, etmez. Topluma, hukukçulara, kamuoyuna dedirtir ki 'Evet, AKP, Anayasa Mahkemesi kararından sonra laikliğe karşı eylemlerin odağında olmaktan çıkmıştır. Bu kanaati bize verir ve Türkiye krizden kurtulur. Şimdi böyle bir tablo var mı? Hayır, böyle bir şey yok. Mahkeme böyle bir karar verdi, Başbakan çıkıp, 'Hayır, laikliğe karşı eylemlerin odağında değiliz' demedi. Bu hükme götüren dayanak noktaları neyse onlar ortadan kaldırılır.''

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ


Baykal, bir başka gazetecinin, ''Ulusal Program çerçevesinde bazı anayasal değişikliklerin içerisinde olduğu bir program hazırlandı. Sayın Bahçeli destek verdi. Bir uzlaşma komisyonu kurulacak. Siz destek verecek misiniz?'' sorusuna, Anayasa Mahkemesi'nin AK Parti'ye karşı açılan kapatma davasında verdiği kararın bir kriz yarattığını ileri sürdü.

Baykal, ''Söz konusu parti iktidar partisi. Anayasa Mahkemesi böyle demiş, Anayasa böyle. Biraz önce çözümü söyledim. Bazı çevreler diyorlar ki 'hayır değildir'. Nedir peki? Anayasa'yı değiştirelim. Bazı çevreler de diyor ki 'Anayasa Mahkemesini değiştirelim. Bir daha böyle bir karar alamayacak bir Anayasa Mahkemesi yapalım. Bunlar da çözüm ama bunlar bizim meşgul olduğumuz çözümler değil.

Biz Anayasa'nın temel felsefesine yönelik bir değişiklik ihtiyacı içerisinde değiliz. Anayasa'yı uyduralım AKP'ye, hayır. AKP'yi Anayasa'ya uyduralım. Türkiye'yi AKP'ye uyduralım, hayır. Türkiye herkesten büyüktür. Siyasi partiler, iktidarlar bugün vardır, yarın yoktur. Kalıcı olan Türk milletidir, Türkiye'nin Anayasası'nın temel özüdür'' diye konuştu.

Baykal, ''Türkiye'nin sorununun hiçbir şekilde AK Parti'nin tercihlerine yardımcı olacak bir anayasa değişikliği yapmak olmadığını'' söyledi.

KEÇİÖREN'DE BÜFECİNİN DÖVÜLMESİ

Keçiören'de bir büfeciyi zabıtaların dövmesiyle ilgili bir soruya Baykal, ''Gerçekler ortada, çok açık. Kimse kimseyi aldatmaya kalkmasın. Sistematik bir politika uygulanıyor. Sindirme, caydırma politikası uygulanıyor ve bu politika da bize hiç yakışmayan yöntemlerle uygulanıyor. Bunu besleyen zihniyet ne ilçe başkanının, ne belediye başkanının, ne de anakent belediye başkanının anlayışıdır. Başbakan'ın anlayışıdır. Başbakan başından beri belli bir politika içerisindedir ve bu politika sürdürülmektedir'' yanıtını verdi.,kaynak,sabah

(AA)

Meğer Fatih Ürek işkence, İbo fuhuş ekibindeymiş!


Ergenekon iddianamesinde adı geçmeyen bir isim kalmadı desek yeridir. İddianamenin ek klasörlerindeki belgelerde Kadir İnanır’dan Sezen Aksu’ya kadar pek çok ünlü isim karşımıza çıkmış durumda. Belgelerde “işkenceci” olarak adı geçen bazı isimlere merak edip sorduk: “Burada adınızın geçmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?” Çoğunun bundan haberi bile yoktu. Bir grup ise sinirlenip sorularımızı yanıtsız bıraktı. Yanıt veren “işkenceciler” ise özetle “Bunlar tamamen deli saçması” dedi

Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün evinde elde edilen örgüt dökümanları içerisinde “Arenadaki Sanat Gladio Sanatçıları” isimli dokümanın “İstihbarat Örgütlerinin Fuhuş ve Eğlence Sektörü Bağlantıları” başlığı altında Nükhet Duru, Nuri Sesigüzel, İbrahim Tatlıses, Sibel Can, Gülben Ergen, Sezen Aksu, Emel Sayın, Ayman Artun, Lüks Nermin, Terzi Mualla, Kenan Kalav, Turgut Demirağ, Leyla Sayar, Rüçhan Çamay gibi birçok kişinin özel hayatları, etnik kimlikleri ve ideolojik düşünceleri ile ilgili fişleme yapıldığı görülüyor.

Ergenekon iddianamesinin delil klasörlerinde “İçinde MİT geçen belgeler” klasöründe dava ile alakası olmayan sayısız belge de yer aldı. Sanıkların evlerine yapılan baskınlarda her türlü doküman hiçbir elemeden geçirilmeden toplanınca, davayla alakası olmayan belgeler de klasörlerde yer aldı. Sempatik tavırlarıyla bilinen sanatçılar belgelerde azılı işkenceciler arasında gösteriliyor.

“41 trilyon dolar aldılar, Rus hükümeti ile işbirliği yaptılar”
404 nolu klasörde yer alan belge, “İnsanlık tarihinin en büyük vahşetini 7,5 yıldan bu yana aldıkları 41 trilyon dolar karşılığı tamamen suçsuz bir insana karşı Türk hükümeti ve MİT müsteşarı adına uygulayan ve uygulatan ve Rus hükümeti ile işbirliği yapanların listesi ve aldıkları vahşet ücretleri” başlığını taşıyor.
Belgede sanatçısından işadamına, sporcusundan politikacısına ve avukatına kadar yüzlerce kişinin adı yer alıyor. Ölüm işkencesine ve vahşetine katılan MİT’çi sanatçılar listesinde göze ilk çarpan isim ise yılan dansıyla tanınan Fatih Ürek.

Hülya Avşar, Müjde Ar, Sibel Can, Yıldız Tilbe, Emel Sayın...
Avukat-yazar Gürkan Tanyeli imzasıyla delil klasörüne giren listede isimlerin yanında aldıkları vahşet ücretleri de yer alıyor. Avukatlar ve MİT görevlileriyle başlayan liste ilerledikçe ortaya atılan isimler de komikleşmeye başlıyor.
Azılı işkenceciler listesinde birçok ismin yanı sıra Kadir İnanır, Lale Mansur, Hüner Coşkuner, Yeşim Salkım, Zuhal Olcay, Sibel Can, Hülya Avşar, Müjde Ar, Hande Ataizi, Emel Sayın, Ferhan Şensoy, Yıldız Tilbe, Ayşen Gruda, Tarık Tarcan, Göksel Arsoy gibi sanatçılar da bulunuyor.
Listenin devam eden kısmında bir başka başlık ise “Azılının azılısının azılısı işkenceliler”. Futbolcu Oğuz Çetin, Fikri Sağlar, Halis Toprak, Fatma Girik, İlhan Cavcav, Özer Çiller ve merhum Osman Yağmurdereli de listede yer alan isimler arasında.

Listede 1343 isim yer alıyor
Kenan Evren, Çevik Bir, Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Mesut Yılmaz gibi isimlerin bulunduğu listede bazı isimlerin yanına kaç diş kırdıkları da not edilmiş.
Ölüm işkencesine ve vahşetine katılan MİT’çi sanatçılar listesinde Şener Şen gibi bir komedi üstadı da bulunuyor. Siyaset, politika, spor, iş dünyası ve akademisyenlerin olduğu listede 1343 isim yer alıyor.

Erdoğan’a 20 milyar dolar, Baykal’a 100 milyon dolar
Listede göze çarpan ilginç isimler ve aldıkları ileri sürülen ücretler şöyle:

Yekta Güngör Özden 30 katrilyon, Şenkal Atasagun 2 kentrilyon lira, Emre Taner 20 kentrilyon lira, Sönmez Köksal 100 milyon dolar, Tayyip Erdoğan 20 milyar dolar, Abdullah Gül 20 milyar dolar, Mesut Yılmaz 100 milyon dolar, Bülent Ecevit 100 milyon dolar, Deniz Baykal 100 milyon dolar, Rus erkek işkenceci Aleksandr Kalaşnikof 10 kentrilyon lira, Mehmet Ali Şahin 100 katrilyon lira, Abdüllatif Şener 100 katrilyon lira.

“Ben ne anlarım kırbaçtan?”
Fatih Ürek

Bana yönelik iddiaları öğrendiğimde evdeydim ve çok gülesim geldi. İki gün şaşırdım ne oluyor diye? İddialı bir şekilde nasıl işkence yapıyormuşuz? Ben de merak ediyorum.
Benimle birlikte birçok sanatçının adı geçiyor. Bu rezillikten başka bir şey değil. Sanatçı arkadaşlarla toplu bir hareket yapılırsa ben de katılırım. Bunlar hayal mahsulü şeyler. Buna devlet büyükleri bile çok gülüyordur.
Ergenekon olayının daha ne olduğunu anlamış değilim. Anlamak da istemiyorum. Çünkü ne diyeceğimi de bilemiyorum. Kısaca saçma sapan bir şey.
Ergenekon’da ismi geçenlerin hiçbirini tanımıyorum. Benim ne işim olur öyle şeylerle? Sahneme çıkar, insanları eğlendiririm. Ne anlarım kırbaçtan...


“Benim gibi işkenceden nefret eden bir insana bunu yakıştırmaları çok ayıp”
Ayşen Gruda

Benim böyle bir olaydan haberim bile yok. Adımın iddianamede geçtiğini şu an sizden duyuyorum. Benim Ergenekon’la ne ilişkim olabilir ki? Ben mi işkenceciymişim? Ben mi? İşkenceci mi? Bu bir şaka herhalde. Türkiye’nin çok sevdiği bir komedyen nasıl bir işkenceci olabilir? Bu olacak şey değil. Sizce ben kime işkence etmiş olabilirim? İşkenceden nefret eden, özgürlükten yana olan bir insana bunu nasıl yakıştırabilirler? Ayıptır, ayıp. Artık “suyu” çıktı diyelim ve kapatalım bu konuyu.
Ergenekon’la ilgili genel olarak fikrim olamıyor. Kafam çok karışık, anlayamıyorum. Buralara kadar gelen bir şeyle ilgili bir fikir olabilir mi? Ne fikrim olabilir? Bu kadar suyu çıkan bir şeyi ciddiye bile almıyorum. Dinlemiyorum bile artık. Çok ayıp.

“Deli saçması bir şey”
Kadir İnanır

Cumhuriyet gazetesinde çıkan haberde duydum ve avukatım aracılığıyla tekzip yolladık. Deli saçması bir şey... Herkese bok atıyorlar. Önüne gelene çamur atıyorlar ve deli saçması bir şey olduğu için hiç ciddiye almıyorum.
Üstüne gidilecek resmi bir şey yok ortada. Ben de birine bir çamur atayım, başka bir gazetede çıksın bu da böyle bir şey. Yineliyorum, deli saçması bir şey...


“Benim ismim geçmiyor”
Hande Ataizi

Hiç öyle bir şey hakında yorum yapmak istemiyorum. Ergenekon davasında benim ismim falan geçmiyor. Böyle bir şey söz konusu olamaz. Herhalde dalga geçiyorsunuz benim hiç alakam yok.
Saçma sapan bir şey, konuşmak istemiyorum. İyice araştırmanızı yapın ondan sonra arayın.


“Ergenekon’da bir benim adım eksikti”
İlhan Cavcav

Ergenekon olayında bir benim adım eksikti. Ben de karıştım iyi oldu. Şu an benim adımın geçtiğini ilk defa sizden duyuyorum. İşkenceci olarak adım gösteriliyormuş hem de.
Ben 58 yıldır ticaretle uğraşan, namusuyla, şerefiyle çalışan, devletin hiçbir kademesiyle iş yapmayan, değirmen sanayiiyle uğraşan Türkiye’nin en önemli işadamlarından biriyim, benim Ergenekon’la falan hiçbir ilgim yok, olamaz da.
Her vatandaş gibi ben de Ergenekon olaylarının bir an önce sonuçlanmasını merakla bekliyorum.

“Ergenekon’la işim olmaz”
Nuri Sesigüzel

İsmimin geçtiğini gazetede okudum. Ergenekon’la hiçbir şekilde işim olmaz. Memleketini seven vergisini ödeyen, sözüne sadık birisiyim.
Devletle ilgili yıkıcı ve zarar verici bir şekilde hiç kimseyle tartışmadım, konuşmadım. Bunlar hayal ürünü şeyler... Devletle ilgili bir tek kötü bir telefon kaydımı bulsunlar her türlü cezaya razıyım.
Bütün bu olayların ortaya çıkmasında fayda var. Yapanın yanında kalmaması lazım.


“Adımın geçmesine hiçbir anlam veremiyorum”
Lale Mansur

Geçenlerde bir gazeteci arayıp “Ergenekon’a adınız karışmış” dedi ve bu şekilde duydum. Yurtdışındaydım. Benim dışımda Şener Şen, Zuhal Olcay, Fatih Ürek gibi isimler de varmış. Buna hiçbir anlam veremedim. Üstelik bir işkenceci olarak adımız geçiyormuş.
Düşünce suçuyla ilgili DGM’ye gitmiştim bir kere, düşünce suçu konusunda aktiftim, acaba bundan dolayı mı diye düşündüm ilk başta ama bu da işkenceye girmez ki.
Genel olarak Ergenekon olayı sayesinde aslında ülkede büyük adımlar atıldığını düşünüyorum. Yıllardır Veli Küçük adını duyuyoruz ve ilk kez birtakım tutuklanmalar oluyor. İlk kez bir general içeride ve yargılanıyor. Dokunulmazlığı olanlara dokunulmaya başlandı, bu açıdan bakarsak bence bu büyük bir adım Türkiye’de.
Ergenekon çok köklü, çok eskiden kalma, insanların tamamen kendi çıkarları için çalıştığı, bayrak, milliyetçilik diyerek birtakım duyguları da sömürerek bazı işlerin yapıldığı bir yapılanma. Umarım bu işin derinine giderler, umarım bu iş böyle yüzeyde kalmaz.,MİLLİYET,,kaynak,vatan

Meğer Fatih Ürek işkence, İbo fuhuş ekibindeymiş!

hükümet,rusya,rüşvet,
Ergenekon iddianamesinde adı geçmeyen bir isim kalmadı desek yeridir. İddianamenin ek klasörlerindeki belgelerde Kadir İnanır’dan Sezen Aksu’ya kadar pek çok ünlü isim karşımıza çıkmış durumda. Belgelerde “işkenceci” olarak adı geçen bazı isimlere merak edip sorduk: “Burada adınızın geçmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?” Çoğunun bundan haberi bile yoktu. Bir grup ise sinirlenip sorularımızı yanıtsız bıraktı. Yanıt veren “işkenceciler” ise özetle “Bunlar tamamen deli saçması” dedi

Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün evinde elde edilen örgüt dökümanları içerisinde “Arenadaki Sanat Gladio Sanatçıları” isimli dokümanın “İstihbarat Örgütlerinin Fuhuş ve Eğlence Sektörü Bağlantıları” başlığı altında Nükhet Duru, Nuri Sesigüzel, İbrahim Tatlıses, Sibel Can, Gülben Ergen, Sezen Aksu, Emel Sayın, Ayman Artun, Lüks Nermin, Terzi Mualla, Kenan Kalav, Turgut Demirağ, Leyla Sayar, Rüçhan Çamay gibi birçok kişinin özel hayatları, etnik kimlikleri ve ideolojik düşünceleri ile ilgili fişleme yapıldığı görülüyor.

Ergenekon iddianamesinin delil klasörlerinde “İçinde MİT geçen belgeler” klasöründe dava ile alakası olmayan sayısız belge de yer aldı. Sanıkların evlerine yapılan baskınlarda her türlü doküman hiçbir elemeden geçirilmeden toplanınca, davayla alakası olmayan belgeler de klasörlerde yer aldı. Sempatik tavırlarıyla bilinen sanatçılar belgelerde azılı işkenceciler arasında gösteriliyor.

“41 trilyon dolar aldılar, Rus hükümeti ile işbirliği yaptılar”
404 nolu klasörde yer alan belge, “İnsanlık tarihinin en büyük vahşetini 7,5 yıldan bu yana aldıkları 41 trilyon dolar karşılığı tamamen suçsuz bir insana karşı Türk hükümeti ve MİT müsteşarı adına uygulayan ve uygulatan ve Rus hükümeti ile işbirliği yapanların listesi ve aldıkları vahşet ücretleri” başlığını taşıyor.
Belgede sanatçısından işadamına, sporcusundan politikacısına ve avukatına kadar yüzlerce kişinin adı yer alıyor. Ölüm işkencesine ve vahşetine katılan MİT’çi sanatçılar listesinde göze ilk çarpan isim ise yılan dansıyla tanınan Fatih Ürek.

Hülya Avşar, Müjde Ar, Sibel Can, Yıldız Tilbe, Emel Sayın...
Avukat-yazar Gürkan Tanyeli imzasıyla delil klasörüne giren listede isimlerin yanında aldıkları vahşet ücretleri de yer alıyor. Avukatlar ve MİT görevlileriyle başlayan liste ilerledikçe ortaya atılan isimler de komikleşmeye başlıyor.
Azılı işkenceciler listesinde birçok ismin yanı sıra Kadir İnanır, Lale Mansur, Hüner Coşkuner, Yeşim Salkım, Zuhal Olcay, Sibel Can, Hülya Avşar, Müjde Ar, Hande Ataizi, Emel Sayın, Ferhan Şensoy, Yıldız Tilbe, Ayşen Gruda, Tarık Tarcan, Göksel Arsoy gibi sanatçılar da bulunuyor.
Listenin devam eden kısmında bir başka başlık ise “Azılının azılısının azılısı işkenceliler”. Futbolcu Oğuz Çetin, Fikri Sağlar, Halis Toprak, Fatma Girik, İlhan Cavcav, Özer Çiller ve merhum Osman Yağmurdereli de listede yer alan isimler arasında.

Listede 1343 isim yer alıyor
Kenan Evren, Çevik Bir, Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Mesut Yılmaz gibi isimlerin bulunduğu listede bazı isimlerin yanına kaç diş kırdıkları da not edilmiş.
Ölüm işkencesine ve vahşetine katılan MİT’çi sanatçılar listesinde Şener Şen gibi bir komedi üstadı da bulunuyor. Siyaset, politika, spor, iş dünyası ve akademisyenlerin olduğu listede 1343 isim yer alıyor.

Erdoğan’a 20 milyar dolar, Baykal’a 100 milyon dolar
Listede göze çarpan ilginç isimler ve aldıkları ileri sürülen ücretler şöyle:

Yekta Güngör Özden 30 katrilyon, Şenkal Atasagun 2 kentrilyon lira, Emre Taner 20 kentrilyon lira, Sönmez Köksal 100 milyon dolar, Tayyip Erdoğan 20 milyar dolar, Abdullah Gül 20 milyar dolar, Mesut Yılmaz 100 milyon dolar, Bülent Ecevit 100 milyon dolar, Deniz Baykal 100 milyon dolar, Rus erkek işkenceci Aleksandr Kalaşnikof 10 kentrilyon lira, Mehmet Ali Şahin 100 katrilyon lira, Abdüllatif Şener 100 katrilyon lira.

“Ben ne anlarım kırbaçtan?”
Fatih Ürek

Bana yönelik iddiaları öğrendiğimde evdeydim ve çok gülesim geldi. İki gün şaşırdım ne oluyor diye? İddialı bir şekilde nasıl işkence yapıyormuşuz? Ben de merak ediyorum.
Benimle birlikte birçok sanatçının adı geçiyor. Bu rezillikten başka bir şey değil. Sanatçı arkadaşlarla toplu bir hareket yapılırsa ben de katılırım. Bunlar hayal mahsulü şeyler. Buna devlet büyükleri bile çok gülüyordur.
Ergenekon olayının daha ne olduğunu anlamış değilim. Anlamak da istemiyorum. Çünkü ne diyeceğimi de bilemiyorum. Kısaca saçma sapan bir şey.
Ergenekon’da ismi geçenlerin hiçbirini tanımıyorum. Benim ne işim olur öyle şeylerle? Sahneme çıkar, insanları eğlendiririm. Ne anlarım kırbaçtan...


“Benim gibi işkenceden nefret eden bir insana bunu yakıştırmaları çok ayıp”
Ayşen Gruda

Benim böyle bir olaydan haberim bile yok. Adımın iddianamede geçtiğini şu an sizden duyuyorum. Benim Ergenekon’la ne ilişkim olabilir ki? Ben mi işkenceciymişim? Ben mi? İşkenceci mi? Bu bir şaka herhalde. Türkiye’nin çok sevdiği bir komedyen nasıl bir işkenceci olabilir? Bu olacak şey değil. Sizce ben kime işkence etmiş olabilirim? İşkenceden nefret eden, özgürlükten yana olan bir insana bunu nasıl yakıştırabilirler? Ayıptır, ayıp. Artık “suyu” çıktı diyelim ve kapatalım bu konuyu.
Ergenekon’la ilgili genel olarak fikrim olamıyor. Kafam çok karışık, anlayamıyorum. Buralara kadar gelen bir şeyle ilgili bir fikir olabilir mi? Ne fikrim olabilir? Bu kadar suyu çıkan bir şeyi ciddiye bile almıyorum. Dinlemiyorum bile artık. Çok ayıp.

“Deli saçması bir şey”
Kadir İnanır

Cumhuriyet gazetesinde çıkan haberde duydum ve avukatım aracılığıyla tekzip yolladık. Deli saçması bir şey... Herkese bok atıyorlar. Önüne gelene çamur atıyorlar ve deli saçması bir şey olduğu için hiç ciddiye almıyorum.
Üstüne gidilecek resmi bir şey yok ortada. Ben de birine bir çamur atayım, başka bir gazetede çıksın bu da böyle bir şey. Yineliyorum, deli saçması bir şey...


“Benim ismim geçmiyor”
Hande Ataizi

Hiç öyle bir şey hakında yorum yapmak istemiyorum. Ergenekon davasında benim ismim falan geçmiyor. Böyle bir şey söz konusu olamaz. Herhalde dalga geçiyorsunuz benim hiç alakam yok.
Saçma sapan bir şey, konuşmak istemiyorum. İyice araştırmanızı yapın ondan sonra arayın.


“Ergenekon’da bir benim adım eksikti”
İlhan Cavcav

Ergenekon olayında bir benim adım eksikti. Ben de karıştım iyi oldu. Şu an benim adımın geçtiğini ilk defa sizden duyuyorum. İşkenceci olarak adım gösteriliyormuş hem de.
Ben 58 yıldır ticaretle uğraşan, namusuyla, şerefiyle çalışan, devletin hiçbir kademesiyle iş yapmayan, değirmen sanayiiyle uğraşan Türkiye’nin en önemli işadamlarından biriyim, benim Ergenekon’la falan hiçbir ilgim yok, olamaz da.
Her vatandaş gibi ben de Ergenekon olaylarının bir an önce sonuçlanmasını merakla bekliyorum.

“Ergenekon’la işim olmaz”
Nuri Sesigüzel

İsmimin geçtiğini gazetede okudum. Ergenekon’la hiçbir şekilde işim olmaz. Memleketini seven vergisini ödeyen, sözüne sadık birisiyim.
Devletle ilgili yıkıcı ve zarar verici bir şekilde hiç kimseyle tartışmadım, konuşmadım. Bunlar hayal ürünü şeyler... Devletle ilgili bir tek kötü bir telefon kaydımı bulsunlar her türlü cezaya razıyım.
Bütün bu olayların ortaya çıkmasında fayda var. Yapanın yanında kalmaması lazım.


“Adımın geçmesine hiçbir anlam veremiyorum”
Lale Mansur

Geçenlerde bir gazeteci arayıp “Ergenekon’a adınız karışmış” dedi ve bu şekilde duydum. Yurtdışındaydım. Benim dışımda Şener Şen, Zuhal Olcay, Fatih Ürek gibi isimler de varmış. Buna hiçbir anlam veremedim. Üstelik bir işkenceci olarak adımız geçiyormuş.
Düşünce suçuyla ilgili DGM’ye gitmiştim bir kere, düşünce suçu konusunda aktiftim, acaba bundan dolayı mı diye düşündüm ilk başta ama bu da işkenceye girmez ki.
Genel olarak Ergenekon olayı sayesinde aslında ülkede büyük adımlar atıldığını düşünüyorum. Yıllardır Veli Küçük adını duyuyoruz ve ilk kez birtakım tutuklanmalar oluyor. İlk kez bir general içeride ve yargılanıyor. Dokunulmazlığı olanlara dokunulmaya başlandı, bu açıdan bakarsak bence bu büyük bir adım Türkiye’de.
Ergenekon çok köklü, çok eskiden kalma, insanların tamamen kendi çıkarları için çalıştığı, bayrak, milliyetçilik diyerek birtakım duyguları da sömürerek bazı işlerin yapıldığı bir yapılanma. Umarım bu işin derinine giderler, umarım bu iş böyle yüzeyde kalmaz.,MİLLİYET,,kaynak,vatan

Pamukbank'a el koyma tezgâhı!

Çukurova'ya ait Pamukbank'a el konma sürecinde yaşanan esrarengiz olaylar Ergenekon iddianamesinde yer aldı. İddianamede Ali Vural kod adlı dönemin BDDK Başkan Yardımcısı'nın, Mesut Yılmaz, Veli Dural kod adlı Doğan Grubu yöneticisi, Citibank'ın danışmanı Anderson ile diyalogları banka üzerinde oynanan oyunları ortaya çıkardı..
Çukurova Grubu'na ait olan Pamukbank'a 2002'de el koyma sürecinin perde arkası Ergenekon iddianamesinden çıktı. Ergenekon iddianamesinin delilleri arasında Pamukbank operasyonu öncesinde dönemin BDDK Başkan Yardımcısı olduğu belirtilen ve kod adı Ali Vural olan kişi ile Doğan Medya Kurulu Yönetim Kurulu üyesi olduğu belirtilen ve yine kod ismi Veli Dural olan kişinin Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz ile arasında geçen telefon görüşmelerinin kayıtları da yer aldı. Telefon kayıtlarında en çarpıcı ifadelerin ise Citibank Başdanışman Yardımcısı Mr. Anderson'a ait olduğu gözlendi. İddianamede Mr. Anderson, 2001 krizinde Türkiye'yi devalüasyon kararı alması için ikna eden IMF'nin Başkan Yardımcısı olan ve daha sonra 2002 Şubat'ında Citigroup'un en tepesindeki koltuğa oturan Stanley Fischer'ın sağ kolu olarak değerlendiriliyor. Kayıtlar Pamukbank operasyonunda medya patronu Aydın Doğan ve dönemin Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın önemli rol oynadığını ortaya koydu. Telefon kayıtlarındaki görüşmelerde Ali Vural'ın Pamukbank operasyonuyla ilgili gelişmeleri gün gün Veli Dural aracılığı ile Aydın Doğan'a aktardığı ortaya çıktı. Vural, Pamukbank'ın sahibi Çukurova Holding'in 'başa bela olduğunu' söyleyen Citibank Başdanışman Yardımcısı Mr. Anderson'a da "Her şeyi Mesut ve Aydın Bey ayarladı, merak etmeyin" diyerek el koymanın kesinliğine ilişkin net mesajlar verdi. Ergenekon iddianamesinin 265. ek klasöründe yer alan belgelerdeki telefon görüşmelerine göre Çukurova Grubu'nun sahibi Mehmet Emin Karamehmet'e ait Pamukbank'a el konulduğu 18 Haziran 2002 gecesinden 2 gün önce Ali Vural, 17.30'da Veli Dural'ı cepten arayarak, "Abi, 'O' konuda işler yolunda mı?" diye soruyor. Veli Dural ise, "Endişe edecek bir durum yok" diye karşılık veriyor. Ali Vural da, "Tamam abi sana güveniyoruz. Aman abi sorun falan çıkarsa önce beni ara gözünü seveyim" diye konuşuyor. Belgelerde Ali Vural'ın bahsettiği "O" konunun Pamukbank'a el konulma çalışmaları olduğu vurgulanıyor. Ali Vural, Pamukbank'a el konulduğu tarih olan 18 Haziran 2002 sabahı Citibank Başdanışman Yardımcısı Mr. Anderson'u da arayarak ondan da yardım istiyor. Görüşmede temsil ettiği işadamlarının Çukorova Grubu'ndan rahatsız olduğunu dile getiren Mr. Anderson, dönemin Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı olan Kemal Derviş ve ekibiyle Türk ekonomisinin ayağa kalkacağını söylüyor. Ali Vural da "Sağolun efendim" dedikten sonra Mr Anderson şu çarpıcı ifadeleri kullanıyor:

'AYDIN VE MESUT BEY AYARLADI'
"Konuştuğumuz olay bir ülkenin kalkınmasıdır ve bu holding başımıza ileride bela olabilecek kadar büyüdü ve iştah kabartır hale geldi. Temsilcisi olduğum insanlar durumdan rahatsız. Dolayısıyla muhtemel ve beklenen bir ölümden sonra her şeyin konuştuğumuz gibi olması gerekmektedir. Bu arada ortaya çıkacak sinerjiyi çabuk ve dikkatli olarak boşaltmamız gerekir." Mr Anderson, Pamukbank konusuna tekrar dönerek, Çukurova Grubu tarafından teklif edilen Yapı Kredi ve Pamukbank'ı birleştirme isteği için de şu ifadeleri kullanıyor: "Şirket planladığımız gibi dağıtılacak. Ama bir sorun var. Birleşmek istedikleri yolundaki talep yazıları gelmiş olmalı. Bu konuyu biraz sürümcemede bırakacaksınız. Bildiğim kadarıyla karşı taraf Türkiye'de etkin bir isim. Hukuki yönden bu planları boşa çıkartırlar mı?." Ali Vural da "Beyefendi o konuları siz hiç merak etmeyin. Tüm işler bizzat Mesut ve Aydın Bey tarafından ayarlandı. Zaten bu konu adli tatile kadar muallakta kalacaktır. Tatil falan derken zaman geçecek ve "O" iş bittikten sonra anlaşılana kadar biz Pamukbank'ı satacak pozisyona getiririz ve olay bitecek" şeklinde Citibank'lı yöneticinin endişelerini gideriyor.

Polis baskının azmettiricisini arıyor

İSTİNYE”DEKİ ABD’nin İstanbul Konsolosluğu’na yönelik düzenlenen terör saldırısıyla ilgili soruşturma sürüyor. Küçükçekmece Altınşehir Şahintepe’de yapılanan hücreden sadece Erkan Kargın’ın Afganistan’a giderek El Kaide terör örgütü ile bağlantı kurmaya çalıştığı ancak El Kaide’nin Erkan Kargın ile hiçbir bağlantı kurmadığı belirlendi. Kendi başlarına El Kaide’nin bir hücresi gibi hareket eden bu grupla ilişki kuran 3 kişi belirleyen polis, grubu yönlendirdiğini düşündüğü bu 3 kişinin kimliklerini belirlemeye çalışıyor. Saldırısıyla ilgili balistik inceleme de tamamlandı. Yapılan incelemede, teröristlerden Bülent Çınar ile Raif Topcıl’ın şehit polis Nedim Çalık tarafından vurulduğu ortaya çıktı. Teröristlerin lideri Erkan Kargın’ın da saldırıdan yaralı kurtulan polis memuru Osman Dağlı tarafından öldürüldüğü tespit edildi. Bu arada şehit polisler Mehmet Önder Saçmalıoğlu, Erdal Öztaş ve Nedim Çalık’ın ailelerine İstanbul’da birer ev alınacağı öğrenildi. Şehit polis memuru Erdal Öztaş’ın daha anne karnında bulunan 8 aylık bebeğinin tüm eğitim masraflarını da isminin açıklanmasını istemeyen bir işadamı üstlendi. Hayırsever işadamı, şehit çocuğunun üniversite eğitimine kadar tüm masraflarını karşılayacak.