Yazılar
Türk bilim adamı "kıyamet koparılarak” arsenik üzerinden politika yapıldığını iddia etti
Nesrin COŞKUN/İZMİR, (DHA)
ABD'de
sudaki arseniği yok etmek üzere geliştirilen ve dünyayı değiştirecek 6
buluştan biri olarak gösterilen ‘kir mıknatısı’ projesinde yer alan 6
bilim adamından biri olan ODTÜ mezunu Kimya Doktoru Cafer Yavuz,
ülkesinden binlerce kilometre uzaktan ‘İzmir'deki arsenikli su’
tartışmalarına, “Bu suyu 6 yıl içmiş biri olarak” katıldı.
“Kıyamet
koparılarak” arsenik üzerinden politika yapılıp halka eziyet
çektirildiğini iddia eden Yavuz, “Günde bir litre su içiyorsanız
minimum 77 yıl bu sudan içmeniz gerekli ki arsenik sizi öldürebilecek
duruma gelsin. Belki hiç öldürücü duruma gelmeyebilir. Yaşanan
polemiklere bakılınca birkaç politikacının çıkar sağlamak uğruna halka
eziyet çektirmesi çok üzüntü verici. Hele bazı rektörlerin de buna alet
olup yangını körüklemeleri açıkçası utanç verici” dedi.

Dr.
Yavuz, ABD'nin Teksas eyaletindeki Houston'da Rice Üniversitesi
Biyolojik ve Çevresel Nanoteknoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Vicki
Colvin liderliğindeki ekipte yer almış, ekip sudaki arseniği yok etmek
üzere geliştirdiği ‘Kir Mıknatısı’ projesiyle geçen yıl dünya gündemine
gelmişti. Bu proje ABD'de yayımlanan Esquire Dergisi'nin geçen Kasım
sayısında ‘dünyayı değiştirecek altı buluştan biri’ olarak
gösterilirken, Yavuz ortaokul ve lise öğrenimi gördüğü İzmir'de yaşanan
‘Arsenikli su’ tartışmalarına seyirci kalamadı.
Arseniğin ucuz
ve basit bir yöntemle ayrıştırılmasını öngören, sudaki arseniğin demir
oksit parçacıkları ile temizlenmesine dayanan ‘Kir mıknatısı’ projesi
ile Türkiye'nin adını duyduğu ODTÜ mezunu Yavuz, “Her gıdanın öldürme
gücü vardır” dedi. Türk bilim adamı, bu konuda yapılan polemiklerin,
arsenikli su içmekten daha tehlikeli olduğuna dikkat çekerken,
görüşlerini kamuoyuna sundu. Sudaki arseniği temizleyecek projenin
mimarlarından biri olan Yavuz, ortaokul ve liseyi İzmir'de okuduğunu, 6
yıl boyunca bu suyu tükettiğini söyledi.
Arsenik tartışmalarını internetten izlediğini kaydeden Yavuz, şöyle konuştu:
“Arsenik,
elementler arasında canlı hayatın olmazsa olmazları olan azot ve
fosforla kardeş ve şaşırtıcı olarak da zehirliliği buradan gelmekte.
Arsenik vücutta çoğaldığı zaman fosforla yarışmaya başlıyor ve işe
yaramayacak moleküllere sebebiyet vererek vücudun enerjisiz ve gıdasız
kalmasına, tümörlere sebebiyet veriyor. Bu hastalığa Arsenikosis
deniyor ve uzun vadede (10-20 yıl gibi) hastayı öldürüyor. Tarihte de
Napolyon ve birkaç İtalyan dükü bu yavaş yavaş öldüren zehirle
gitmişler. Bu gerçekler onlardan kalma saç kıllarının analizinde
çıkıyor. Her gıdanın öldürme gücü vardır. Örneğin su çok fazla içilirse
ozmotik basıncı dolayısıyla hücrelerinizi patlatır ve sizi öldürür. Tuz
aşırı oranda yenilirse vücudunuzdan suyu çeker ve susuzluktan
ölürsünüz. Şeker de diyabetik yoldan götürür fazla alındığında. Az
alındıklarında da problemler çıkıyor. Her doğal elementten vücudumuzda
az çok bulunduğu gözönüne alınırsa vücudumuzun bunları bir şekilde
alması gerektiğini görüyoruz. Sorun bu alınımların belirli değerleri
aştığında ya da yeterli olmadığında ortaya çıkıyor. Peki, bizi
öldürmesi için arsenikten ne kadar zehirlenmemiz gerekiyor? Günde 1
litre su içiyorsanız minimum 77 yıl bu sudan içmeniz gerekli ki arsenik
sizi öldürebilecek duruma gelsin. Tabi içilen sudaki tüm arseniğin
vücutta kaldığını varsayıyoruz. Belki hiç öldürücü duruma
gelmeyedebilir. Çünkü sürekli belli bir dozun altında kalacak ve vücut
buna karşı bir direnç mekanizması geliştirecek. Yaşanan polemiklere
bakılınca da birkaç politikacının çıkar sağlamak uğruna halka eziyet
çektirmesi de çok üzüntü verici. Hele bazı rektörlerin de buna alet
olup yangını körüklemeleri açıkçası utanç verici. Bangladeş'teki
insanlar için öldürücü değere ulaşmak çok daha kısa sürede
gerçekleşiyor, sadece 3 yıl. Çünkü onlar, her gün içinde 500-1000
mikrogram (ppb) arsenik olan sudan içiyorlar.”
NEDEN KIYAMET KOPARILIYOR

Yavuz,
gelişmiş ülkelerde arseniğin bir problem olmamasının tamamen ekonomik
güçle ilintili olduğunu kaydetti. Yavuz, bir su kaynağındaki arseniği
hiç kalmayıncaya kadar temizlemenin ucuz olmadığını, suyun su kadar
ucuz kalabilmesi için büyük çapta ve ekonomik filtreleme gerektiğini
söyledi. Yavuz, şunları söyledi:
“Bu yüzden belirli bir miktarın
altına indirmek hesaplı oluyor. Sağlık Bakanlığı ve Dünya Sağlık Örgütü
(WHO) suda bulunabilecek arsenik için maksimum seviyeyi belirliyor ve
buna içme suyu üreten şehir ve şirketlerin uyması gerekiyor. Eskiden bu
rakam litrede 50 mikrogram idi ve birkaç yıl öncesinde 10 mikrograma
çekildi. Bu geçiş mesela ABD'de Ocak 2006'da oldu. Yeni limit
uygulaması beraberinde yatırım gerekliliği getiriyor. Yani o zamana
kadar 50 mikrogramın altına inmesi yeterli iken bir anda yetersiz hale
gelmiş oluyor. Belediyeler için ise buna uymak için yeni alet ve sistem
kurmaları gerekli oluyor. Bu yatırımı yapmamış olan belediyeler ise
sorumlu tutulması gerekiyor. Ama şu da unutulmamalıdır ki geçiş
oluncaya kadar içildiğinde sorun çıkmamış iken bir anda kıyamet
koparılması da çok akla yatmıyor aslında. Dünyada çoğu ülkenin hala 50
mikrogramı limit kabul etmesi de onun altındaki miktarların hala bir
sorun olmadığı şeklinde algılanabilir.”
ÜÇ ALTERNATİF ÖNERDİ
Yavuz,
belediyenin halka belirlenen limitlerin altında arsenikli su sunmaması
halinde yapılabilecek üç şey olduğunu söyledi. Yavuz, “Eğer belediye
işini yapmamış ve size eski arsenik seviyelerinde içme suyu veriyorsa
üç alternatifiniz var. Birincisi, olanlara aldırmayıp şu zamana kadar
birşey olmamış, şimdiden sonra mı olacak deyip içmeye devam etmek.
İkincisi, uyarıları dikkate alıp şişe suyu satın alıp içmek. Üçüncüsü
ise filtre alarak ya da filtreyi yaparak suyunu kendin temizlemek.
Mevcut filtrelerin bazıları (reverse osmosis kullananlar özellikle)
arseniği de temizliyor ama genelde çoğunun temizlemediğini görüyoruz.
Bir sürü para harcayıp arsenik temizleyen filtre almak yerine eski
filtrenize demir tozu veya toz haline getirilmiş demir pası eklerseniz
büyük ölçüde arsenikten kurtulursunuz. Suya geçebilecek demir
iyonlarını da normal filtreniz temizlemiş olur. Bu şekilde güvenle
içebileceğiniz ve bütçenizi zorlamayacak filtre yapmış olursunuz” dedi.,,kaynak,vatan
ANKA
Ankara Müftüsü Mustafa Hakkı Özer, zenginlik ölçütüne uymayan memur ya da işçiye de fitre ve zekat verilebileceğini söyledi.
Ankara
Müftüsü Mustafa Hakkı Özer, ANKA’ya yaptığı açıklamada, ramazan ayında
verilen zekatın ve fitrenin memur ve işçiye de verilebileceğini
söyledi. Özer, “İslam’ın koymuş olduğu zenginlik ölçütüne mali durumu
uymuyorsa, yani o zenginlik ölçütüne girmemişse, zengin değilse İslam’a
göre memura da işçiye de zekat verilebilir” dedi.
İslam’ın
koymuş olduğu zenginlik ölçütünün ise, borcundan sonra, asli
ihtiyaçlarından sonra mala sahip olmak anlamına geldiğini ifade eden
Ankara Müftüsü Özer şunları söyledi:
“Zekatın farz olmasının
şartları vardır. İslam’ın zenginlik ölçüsüne sahip olmak gerekiyor. Bu
ölçüde asıl ihtiyaçlarından sonra nisap miktarı mala sahip olmaktır.
Yani 80 gram altını veya bu oranda parası ya da malı varsa bu kişi
zengin sayılır. Aynı zamanda bu mal varlığının üzerinden bir yıl
geçmesi de gerekir. Eğer bu şartları taşıyorsa bu kişi zekat vermekle
mükelleftir. Zekat alamaz.”
Asli ihtiyaçların neler olduğunu da
söyleyen Ankara Müftüsü Özer, “Asli harcamalar içinde ev, araba,
dükkan, giyim harcamaları, çocukların okul harcamaları gibi giderler
sayılabilir” dedi.,,kaynak,vatanVATAN DIŞ HABERLER
ERMENİSTAN'DAN "JEST" Mİ?
Ermeni Futbol Federasyonu, Türkiye ile maçın oynanmasından önce logosunu değiştirdi...
Daha
önce logoda bulunan Ağrı Dağı yerine yeni logoda sadece Aslan ve Kaplan
konuldu...Ağrı dağı, Ermenistan'ın Anayasasında ülkenin resmi sembolü
olarak kabul ediliyor...
Ermeni Futbol Federasyonu Başkanı Ruben
Hayrapeyan, logonun değiştirilmesinin taraftarlarının isteği olduğunu
ve zaten birkaç ay önce alınmış bir karar olduğunu söyledi. Ermeni
yetkililer logonun Türkiye maçı için değiştirilmediğini söylese de,
yeni logo ilk kez resmi olarak Türkiye maçında kullanılacak.
TÜRKLERE 2700 KOLTUK
Bu
arada Ermeni Futbol federasyonu yetkilileri, maçın oynanacağı 52 bin
kişilik Hrazdan stadyumunun tamamının dolmasını beklediklerini
belirtti. Şu ana kadar 12 bin biletin satıldığını bildiren yetkiller,
Türk taraftarları için 2700 koltuğun ayrıldığını söyledi. Maçı izlemek
için 100'den fazla yabancı, 60 da yerel gazetecinin
akreditasyon
yaptırdığı kaydedildi. Maç öncesi ve sonrası için tüm güvenlik
önlemlerinin alındığını belirten yetkililer, Türk Milli Takımının
Erivan kent merkezinin biraz dışında bulunan Golden Palace otelinde
kalacağını da ifade etti.
Cumhurbaşkanı Gül'ün
Ermenistan'ı ziyaret edecek olmasından büyük memnuniyet duyduklarını
söyleyen Ermeni Futbol Federasyonu Başkanı Ruben Hayrapeyan, ancak
Ermenistan'da az da olsa bu ziyarete karşı çıkan kesimler olabileceğini
ifade etti.
Hayrabedyan, maçın dostluk ve kardeşlik havası içinde
geçmesini temenni ettiklerini belirterek, maçın sonucuyla ilgili olarak
da iyi oynayanın ve güçlü olanın kazanmasından yana olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı
Gül'ün ziyareti Ermenistan'da bugün çıkan gazetelerde geniş yer buldu.
Gazeteler, Gül'ün maçı izlemeye gelmesinin, Dışişleri Bakanlığı
Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Ünal Çeviköz'ün dün Erivan'daki
temaslarından sonra netlik kazandığını yazdı.
Haberlerde, Gül'ün ziyaretinin siyasi bir anlam taşımadığı, sadece sportif amaçlı olduğu belirtildi.
THE GUARDIAN: "TÜRKİYE-ERMENİSTAN FUTBOL DİPLOMASİSİ"
Guardian'ın
Stephen Kinzer imzalı yorumda, Gül'ün Cumartesi günü yapacağı ziyaretin
iki ülke arasındaki yabancılaşmanın sona eriyor olabileceği anlamı
içerdiği belirtildi. Yazıda şu ifadeler yer aldı:
"Bu her iki
ülke için de muhteşem bir gelişme olur. Türkiye Orta Doğu ve
Kafkaslar'da yeni ve ümit vaat eden bir arabulucu rolüne soyunuyor.
Ancak komşusuyla husumet içerisinde olduğu müddetçe tam anlamıyla etkin
olması mümkün değil. Ermenistan perişan, yoksul ve tecrit edilmiş bir
halde ve Türkiye'yle yeni bir ortaklık aracılığıyla dünyanın geri
kalanıyla ilişki kurmaya başlayabilir."
Türkiye ve Ermenistan
arasında geçmişte hiçbir üst düzey temasın gerçekleşmediğini, bu
nedenle Gül'ün ziyaretinin tarihi olarak nitelendirebileceğini belirten
Kinzer, Gül'ün Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan'la müzakerelerde
bulunacağını da gizlemediğini yazıyor.
"Geçtiğimiz ay İstanbul'da
görüştüğümüzde, Gül bana şöyle demişti: "Kendisiyle (Sarkisyan)
Kazakistan'da bir araya geldik. Ona, 'Biz bu toprakların çocuklarıyız
ve sorunlarımızı çözmemiz lâzım, düşmanca duyguları beslememeliyiz.'
dedim. Bana gayet makul göründü."
Türkiye'nin son dönemde bölgesel
güvenlikle ilgili konulara büyük önem verdiğini yazan Stephen Kinzer,
Rusya ile Gürcistan arasındaki krizin ardından Ankara'nın önerdiği
Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu'nun Ermenistansız bir anlamı
olmayacağını da savunuyor.
"Türkiye'nin bölgesel bir güç statüsüne
yükselmesi ancak komşularıyla ilişkilerini düzeltmesi sayesinde mümkün
olabildi. Ermenistan bu alandaki tek istisna. On yılı aşkın süredir,
Türkiye Ermenistan'ı bölgesel toplantıların, petrol boru hattı
planlarının dışında tutarak tecrit etmeye çalıştı. Ankara'daki
stratejistler bu politikanın artık geçerliliğini kaybettiği sonucuna
vardı. Şimdi bir uzlaşı aramaya istekli görünüyorlar."
MİLLİLER YARIN GİDİYOR?
(A)
Milli Futbol Takımı, 2010 yılında Güney Afrika'da düzenlenecek 19'uncu
Dünya Kupası Finalleri öncesi Avrupa elemeleri 5'inci Grup'ta
Ermenistan ile 6 Eylül Cumartesi günü deplasmanda yapacağı ilk
karşılaşma için yarın başkent Erivan'a gidecek.
Hazırlıklarının
İstanbul bölümünü bu akşam saat 18.15'de BJK İnönü Stadı'nda basına
kapalı yapacağı idmanla tamamlayacak olan ay-yıldızlı ekip, yarın sabah
saat 09.30'da THY'nin özel seferiyle Erivan'a gidecek.
Ermenistan'da
yarın akşam saatlerinde, maçın yapılacağı Hrazdan Stadı'nda son
antrenmanını yapacak olan Türk Milli Takımı'nda, idman öncesinde Milli
Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim, maçla ilgili basın toplantısı
düzenleyecek.
Türk Milli Takımı kafilesi, 6 Eylül Cumartesi günü TSİ 19.00'da başlayacak karşılaşmanın ardından Türkiye'ye dönecek.
Milliyet
Gazetesi'nden Melih Aşık'ın köşesinde yazdığına göre: Bundan 15 yıl
önce.. 1993 yılında.. Demirel Hükümeti’nin Ermenistan politikası
konusunda verilen gensoru sırasında Refah Partisi adına Abdullah Gül
söz alıyor...
VE ŞUNLARI SÖYLÜYOR:
“Hükümet, bu
politikasıyla, geleceğimizi gerçekten ipotek altına almıştır ve öyle
ipotek altına almıştır ki, Ermenistan Cumhurbaşkanı Cumhurbaşkanının
cenaze merasimine katılma cesaretini göstermiştir.
HALİL ORHAN ERGÜDER (İstanbul) Beynelmilel protokol o..
ABDULLAH
GÜL (Devamla) ...Sizin nasıl bir uzlaşmacı olduğunuzu, Türkiye’nin
menfaatleri söz konusu olduğunda, sizin şahin gibi davranmayacağınızı
bildiği için, yüzünüzün ne kadar yumuşak olduğunu bildiği için cesaret
bulmuş ve Türkiye’ye gelmiştir.
Siz bana bir ülke gösterin ki,
kardeşleriniz savaş halinde olacak, kardeşleriniz katledilecek ve onlar
katledilirken, ‘Bunun müsebbibi Türkiye’dir’ diye demeçler verecek o
kardeşlerimiz katledilirken, ‘Avrupa’nın haritaları bellidir, yerine
oturmuştur fakat Ortadoğu’nun, Asya’nın haritaları nihai şeklini
almamıştır’ diye açıklamalar yapacak Kars’ın, Ermenistan toprağı
olduğunu iddia edecek, bütün bunlardan sonra o adam Türkiye’ye gelecek
ve siz de elini sıkacaksınız!..”,kaynak,vatan
Recep İSTEK/KAYSERİ, (DHA)
KAYSERİ
Milli Eğitim Müdürü Erdoğan Ayata, suça eğimli öğrencileri kast ederek
"Polat Alemdarlar'ı ve `Mematiler'i, gönüllü öğretmenlere
zimmetleyeceğiz" dedi.
Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şube Müdürlüğü
öncülüğünde, Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından İl Özel İdare Toplantı
salonunda `Okullarda Güvenlik' toplantısı yapıldı. Vali Mevlüt Bilici
başta olmak üzere Milli Eğitim Müdürü Erdoğan Ayata, Emniyet Müdürü
Orhan Özdemir ile çok sayıda protokol üyesi ve okul müdürünün katıldığı
toplantıda, okullarda alınacak önlemler tartışıldı. Milli Eğitim Müdürü
Erdoğan Ayata geçen yıl 16 okulda başlatıkları, suça eğilimli
öğrencileri, `gönüllü öğretmenlere zimmetleme' uygulamasını bu yıl da
sürdüreceklerini söyledi. Ayata, şöyle dedi:
"Her okulda suça
meyilli öğrenciler belirlidir. Bu öğrenciler, liderlik özelliği
bulunan, çok çalışkan ve çok zeki olup herhangi bir suça katılmaz.
Dersleriyle ilgilenirler ya da dersle ilgisi olmayıp bu liderlik
özelliklerini farklı alanlarda ortaya koymaya çalışırlar. İşte bu
farklı alanlardan birisi de kendisine ekip kurmaktır. Geçen yıllarda
bazı okullarda televizyon dizilerindeki `Polat Alemdarlar'a ve değişik
kişilere özenmelere bağlı olarak kavga ve ekipleşmeler vardı. Çok şükür
geçen yıl hiç böyle bir şeye rastlamadık. Bu başarılı çalışmalarımızın
bir sonucu olduğunu düşünüyoruz."
GÖNÜLLÜ ÖĞRETMENLERE ZİMMETLENDİ
Milli
Eğitim Müdürü Erdoğan Ayata, suça eğilimli öğrenciler ile gönüllü
öğretmenlerin ilgilendiğini söyledi. Ayata, bu konunun öncelikle
okullardaki öğretmen kurullarında ele alındığını anlatırken, şöyle dedi:
"Öğretmenler
kurulunda öğrencilerle ilgilenecek rehber öğretmenlerin dışındaki
gönüllü öğretmenler belirlendi. Bu öğretmenlerimiz, suça meyilli
öğrencilerimizle, bire bir arkadaşlık kurdu, onunla oturup sohbet edip
çay içerek sanki proplemlerine destek oluyormuş gibi ama
denetlediğinden ve yönlendirdiğinden habersiz çalışma yaptı. Çalışmayı
`Zimmetleme' diye isimlendirdim. Öğretmenlerimiz, öğrencilerin evlerine
kadar gidip aileleriyle görüştü. Ailelerin yaşamlarını yerinde
inceleyip, ekonomik durumlarına baktı. Ailelerin ekonomik sıkıntıları,
müdürlük olarak değişik kurumların desteğiyle çözdük. Öğrencileri
liderlik vasıfları olduğu için okulların basketbol veya voleybol
takımlarında görevlendirdik. Yeteneği olanları da tiyatro veya değişik
alanlarda yönlendirdik. Önemli başarılar elde ettik. Aynı uygulamayı bu
yıl da yapacağız."
Toplantıda, okullarda cep telefonunun
yasaklanması da gündeme geldi. Bir okul müdürünün ""Okullarda cep
telefonunu yasaklasak olmaz mı?" sorusuna Milli Eğitim Müdürü,
"Olabilir" yanıtı verdi. Ayata, şöyle devam etti:
"Okullarda cep
telefonu yasaklamayı düşünüyoruz. Ancak, öğrencilerin iletişim
özgürlüğünü de engellemek istemiyoruz. Bu konuda ne yapabileceğimizi
birlikte düşünelim. Bazı okullarda cep telefonu yasağı uygulanıyor. Bu
uygulamalarda yüzde 95 başarı elde edildiği yönünde bilgi geliyor.
Ancak, anne veya baba, çocuğunun okuldan sonra dersaneye gittiğini bu
nedenle yanında cep telefonu olmasını isteğini söylüyor. Ayrıca veya
acil bir durumda hemen görüşmek isteğini bizlere iletiyor. Bu nedenle
cep telefonu kullanımını yasaklama konusunda ne yapabiliriz veya başka
ne gibi çözüm bulabiliriz. Bunu ayrı bir toplantıda ele almalıyız."
Emniyet
Müdürü Orhan Özdemir de, 4 yıldan bu yana okullarda sürdürelen `Polis
Ağabey' uygulamasını bu yılda devam ettireceklerini söyledi. Özdemir,
uygulama ile okullarda ciddi bir sorun olmadığını, çeteleşmenin
önlendiğini, uyuşturucu kullanımının önüne set çekildiğini kaydetti.
Çocuk Şube Müdürü Ömer Güneş de okullarda 2006-2007 eğitim döneminde
50, 2007-2008 eğitim ve öğretim döneminde 68 adli olayın yaşandığını
söyledi. Ömer Güneş, bu olayların büyük çoğunluğunun da ani gelişen
ağız tartışmasının kavgaya dönüşmesini sonucu meydana gelen olaylar
olduğunu belirlediklerini de ekledi.İstanbul
Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Topkapı-Zincirlikuyu metrobüs
hattı inşaatını gezerek incelemelerde bulundu. Topbaş, Topkapı’dan
Zincirlikuyu’ya uzatılan metrobüs hattının 8 Eylülde hizmete gireceğini
belirterek, “Bir vatandaş Avcılar’dan Zincirlikuyu’ya 2,5 saat yerine
38 dakikada erişebilecek” dedi. Topbaş, metrobüsün gündüz 45 saniye,
gece yarısından sonra da yarım saat aralıklarla sefer yapacağını
söyledi.
Metrobüsün ilk etabı olan Avcılar-Topkapı arasındaki
yolcu kapasitesinin 270 bin civarında olduğunu belirten Topbaş,
Zincirlikuyu’ya kadar yeni eklenen 10,5 kilometrelik hat ve 11
istasyonla yolcu kapasitesinin 400 binlere çıkacağını ifade etti.
GÖZTEPE VE SÖĞÜTLÜÇEŞME’YE ULAŞACAK
Sistemin üçüncü etabında ise Asya yakasına geçmeyi planladıklarını belirten Topbaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Anadolu
Yakası’na nasıl geçecek? Orada iki hedef koyduk. Birisi yukardan
Göztepe’ye ulaşmak, diğeri de Söğütlüçeşme’ye gelmek. Gönlümüz üçüncü
etabı hemen hayata geçirmek istiyor. Bu sistem nasıl olacak? Köprü
başına kadar her iki taraftan geleceğiz ve köprüye karışık gireceğiz.
Köprüde bize şerit üretilmesini talep ettik, ama teknik olarak bazı
sıkıntılardan bahsedildi, biz de ısrarımızı durdurduk. Köprünün kendine
göre bir akışkanlığı var, onu da hesaba katarak o sisteme dahil
olacağız. Yerel seçimden önce bitirir miyiz? Bilemiyorum, net konuşmak
istemiyorum. Önümüzdeki dönem yağışlı sezona gireceğiz inşallah... Bu
sezonda bir sıkıntı çeker miyiz, ne kadar hız alırız? Ama burada 3
vardiya, 24 saat çalıştı.”
HAREM’E SHUTTLE
İstanbul
Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş, Harem’den metrobüs hattına kadar
metrobüs tarzında bir shuttle düşündüklerini belirterek, hattı
Avcılar’dan Beylikdüzü’ne kadar uzatacaklarını bildirdi. Topbaş,
“Beylikdüzü ve Asya Yakası’na geçiş sağlandıktan sonra 1 milyon insan
bu aksı tercih edecek” dedi.
Topbaş, Avcılar-Zincirlikuyu hattı
açıldığında yaklaşık 100 otobüsün sistemden çekileceğini belirterek,
ikinci etabın çalışmalarına 4 ay önce başladıklarını hatırlattı.
TOPLAM MALİYET 270 MİLYON YTL
Topbaş,
Avcılar-Topkapı metrobüs hattının yaklaşık 150 milyon YTL’ye,
Topkapı-Zincirlikuyu metrobüs hattının ise yaklaşık 120 milyon YTL’ye
mal olduğunu kaydetti.
Metrobüsün maliyet olarak metrodan daha
ucuz, kolay ve çabuk olduğunu belirten Topbaş, “4 ayda 11 istasyonlu
bir sistemi devreye sokuyorsunuz. Bunu raylı sistemde devreye
sokamazsınız. Raylı sistemin kendine göre prensipleri ve maliyetleri
var. Bugün dünyada hem metro, hem de tramvay vagonu temininde sıkıntı
var. Daha kısa yoldan bir kazanım olarak görüyoruz” dedi.
Avcılar-Zincirlikuyu
hattında metrobüsleri toplu olarak devreye sokacaklarını belirten
Topbaş, “Şu anda onları 15’e tamamlıyoruz. Teslimatında bir sıkıntı
oldu, bir kısmı geldi, arkası geliyor. Geldikçe toplu olarak devreye
sokacağız. Resmi açılışı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte
yapıp o zaman onları devreye sokmayı hedefliyoruz” diye konuştu.
MİLLETİMİZE ÇİN SEDDİ BİLE MANİ OLAMIYOR
Disipline edilmiş yollarda trafiğin daha akışkan olduğunu vurgulayan Topbaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gönlüm
şunu ister, açık söyleyeyim, bu bariyerler yerine devamlı bir sarı
şerit çizsek, sürücüler buna saygılı olsa ve bariyer maliyetine
girmesek. Ama maalesef bu bariyerleri koymak zorundayız, çünkü
milletimize Çin Seddi bile mani olamıyor. Sarı çizgi olmalı ve kimse
ihlal etmemeli, doğrusu bu ama maalesef kuralları yeni yeni kavrıyoruz.”
199 euro'ya Dubai'ye, 309 euro'ya Budapeşte'ye, 399 euro'ya Barcelona'ya gitmek mümkün... ..
Yurtdışında
tatil yapmak, tur şirketlerinin ekonomik ve alternatifli paketleri
sayesinde hayal olmaktan çıktı. Kampanyalar sayesinde bayram tatilini
de yurtdışında farklı kültürlerle tanışarak geçirmek mümkün.
Bayramda
199 euro'ya Dubai'ye, 299 euro'ya Tunus'a gitme imkanı sunuluyor. Türk
turistlerin en çok tercih ettiği Orta Avrupa tur paketleri de 300
euro'dan başlıyor. Şirketlerin kredi kartlarına taksit ve erken
rezerasyona indirim imkanları da ödeme kolaylığı sağlıyor.
Turizmciler
bayram tatilinin, yurtdışına çıkmak için bulunmaz bir fırsat olduğunu
belirtiyor. Etstur Yurtdışı Turlar Müdürü İbrahim Cenk Okumuş, "Bu
mevsimde güney ülkeleri çok sıcak, Avrupa ülkeleri de çok soğuk değil.
Böyle bir tatilin mevsimsel olarak avantajlı bir döneme denk gelmesi
de, tatilini yurtdışında geçirecekler için önemli bir şans" diye
konuşuyor.
PAHALI TURLAR ERKEN KAPANDI
Bayram
tatilinin kaç gün olacağı, 9 güne çıkarılıp çıkarılmayacağı henüz belli
değil ama Okumuş'un belirttiğine göre 1 hafta-9 günlük yurtdışı bayram
turlarının hepsi şimdiden doldu. Tatillerini kendileri belirleyebilen,
üst gelir grubundakiler yurtdışında daha çok uzun süreli Orta Avrupa,
İtalya, Benelüx ve Uzakdoğu turlarını tercih ediyor. Ücretli
çalışanların tercihiyse 3-4 gece konaklamalı turlardan yana oluyor.
"HER TÜRK ÖNCE ROMA'YA GİDER"
İbrahim
Cenk Okumuş, Türklerin yurtdışı tatil tercihleriyle ilgili ilginç
bilgiler de veriyor. "Her Türk ilk önce İtalya'ya gider" diyen Okumuş,
İtalya'nın ardından Orta Avrupa ülkelerinin tercih edildiğini
belirtiyor.
İLK KEZ YURTDIŞINA ÇIKACAKLAR İÇİN TÜYOLAR
İbrahim Cenk Okumuş yurtdışı turlara ilk kez katılacakların mutlaka yapması gerekenleri de şöyle sıralıyor:
*
İlk kez yurtdışına çıkacaklar ellerini çabuk tutsun. Çünkü ilk kez ve
özellikle Avrupa Birliği ülkelerinde geçerli olan Schengen vizesi almak
epey zaman alıyor.
* Büyük tur şirketlerinin seyahatlerden 1 hafta
önce düzenlediği oryantasyon toplantılarına mutlaka katılın. Bu
toplantılarda hem gitmeden önce yapmanız gerekenler anlatılıyor, hem de
gidilecek ülkeyle ilgili bilgiler veriliyor.
* Bavulunuzu, gideceğiniz ülkenin hava durumuna internetten bakmadan hazırlamayın.
* Yanınızda para birimi olarak euro bulundurun. Çünkü Amerika dışındaki tüm ülkelerde euro kullanılıyor.
| Tur Adı | Tarih | Geceleme | Fiyat (euro) |
| Dubai |
1 / 29 Eylül Hareket |
2 gece/3 gün |
199 |
| Sharm El Sheikh |
1 / 27 Eylül Hareket |
3 gece/4 gün |
249 |
| Yunanistan |
27 Eylül Hareket Gemiyle |
3 gece
|
274 |
| Yunanistan |
2 / 30 Eylül Hareket Otobüsle |
5 gece/6 gün |
299 |
| Tunus |
1 / 27 Eylül Hareket |
4 gece/5 gün |
299 |
| Budapeşte |
29 Eylül / 2 Ekim Hareket |
4 gece |
309 |
| Prag |
2 / 30 Eylül Hareket |
4 gece/5 gün |
349 |
| Barcelona |
1 / 28 Eylül Hareket |
3 gece-4 gün |
399 |
| Venedik |
29 Eylül / 2 Ekim Hareket |
4 gece |
399 |
| Roma |
27 Eylül Hareket |
3 gece |
399 |
| Moskova |
1 Ekim Hareket |
3 gece/4 gün |
465 |
| Venedik-Floransa |
29 Eylül / 2 Ekim |
4 gece |
469 |
| Malta |
2 Ekim Hareket |
3 gece |
499 |
| Amsterdam |
2 / 30 Eylül Hareket |
4 gece-5 gün |
499 |
| Marakeş-Kazablanka |
1 Ekim Hareket |
4 gece |
599 |
İSTANBUL ORTADOĞU'NUN MİLANOSU OLACAK
Tatilcilere
sadece yurtdışı değil, yurtiçinde de oldukça ekonomik alternatifler
sunuluyor. Kültür turlarında da bayram promosyonu yapan tur şirketleri,
199 YTL'den başlayan fiyatlarla yurtiçi gezileri düzenliyor.
İstanbul
da yurtiçi kültür turlarının gözde mekanlarından biri. Ancak İstanbul'a
turlarla gelenlerin tek hedefi İstanbul'un tarihi ve doğal
güzelliklerini görmek değil. Jolly Tur'un bayram promosyonu olarak
düzenlediği alışverişli İstanbul turu da epey ilgi görüyor.
Jolly
Tur Kültür Turları Departman Müdürü Kerem Gökçe, İstanbul turu satın
alanların yarım gün de İstinye Park Alışveriş Merkezi'ne götürüldüğünü
ve burada alışveriş yapmalarına imkan sağladığını anlatıyor.
Özellikle
Arap yarımadasından gelen ilgi üzerine bu turun kapsamının
genişletileceğini belirten Gökçe, Suriye, Lübnan, Ürdün gibi ülkelerden
gelen turistlere İstinye Park'ta alışveriş imkanı da sunan tur
paketleri hazırlayacaklarını söylüyor.
| Tur Adı | Tarih | Geceleme | Fiyat (YTL) |
| Kapadokya |
26-29-30 Eylül |
3 gece |
199 |
| Pamukkale |
26-30 Eylül |
3 gece |
219 |
| Assos-Ayvalık-Bozcaada |
26 Eylül |
3 gece/4 gün |
220 |
| Batı Karadeniz |
26 Eylül |
2 gece / 3 gün |
230 |
| Likya (Fethiye) |
29-30 Eylül |
4 gece |
339 |
| Edirne-Bozcaada-Ayvalık |
29-30 Eylül |
4 gece |
339 |
|
Pamfilya (Antalya)
|
29-30 Eylül |
4 gece |
399 |
| Akdeniz |
29 Eylül |
5 gece
|
399 |
| Kilikya (Antakya) |
29-30 Eylül |
5 gece |
339 |
|
İstanbul
|
- |
2 gece |
395 |
|
Akdeniz-Ege
|
26 Eylül |
9 gece |
499 |
(Sabah),,kaynak,vatan
Boğaziçi
Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü'nün 140.
yılı kutlamalarında açıklama yapan Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, olası
İstanbul depreminin 2010 - 2014 yılları arasında olacağını söyledi.
Kendisinin
yürüttüğü olasılık araştırmasına göre, bu veriyi elde ettiğini söyleyen
Işıkara, bu yıllar arasında Marmara depreminin büyük bir olasılıkla
yaşanacağını kaydetti. " Benim bir olasılık modelime göre yaptığım bir
araştırma var. Buna göre İstanbul'da her an bir deprem olabilir" diyen
Işıkara 2010-2014 yılları arasında depremin olma olasılığının çok daha
yüksek olduğunu kaydetti.
"DEPREMİ ÖNCEDEN BİLMEK MÜMKÜN DEĞİL"
"Depremi
önceden bilmek demek, bir depremin nerede, ne büyüklükte olacağını
bilmek demek" diye konuşan Işıkara, depremi önceden bilmenin mümkün
olmadığını söyledi. Prof. Işıkara depremin nerede ve ne büyüklükte
olacğını bilimin söylediğini, ama bilimin maalesef zamanı tahmin
edemediğini kaydetti. 1999'dan bu yana deprem konusunda bilincin
arttığını, toplumun eskisinden daha da bilinçli olduğunu söyleyen
Işıkara, Türkiye'nin deprem araştırmaları konusunda oldukça ileri
düzeyde olduğunu da sözlerine ekledi.
PROF. DR. NACİ GÖRÜR: " BİZ YOK SAYILIYORUZ "
Foruma
katılan Prof. Dr. Naci Görür ise, depremle ilgili araştırmalarını
sürdürdüklerini ve çalışmalarını uluslararası alana talıdıklarını
söyledi. Görür, "Önümüzdeki dönem içinde de Marmara denizindeki fay
boyunca deniz tabanına çıkan akışkanların yani gaz ve sıvıların
denizaltı gözlem istasyonları kurmak suretiyle incelenmesi çalışmaları
yürütüyoruz" diye konuştu. Görür, destek görememekten şikayet etti.
Türkiye'de destek göremedikleri için Avrupa Birliği fonlarını devreye
sokmaya çalıştıklarını söyleyen Görür, başarabildikleri taktirde
Marmara'da da bu sistemi oluşturmak istediklerini kaydetti. "Bizi ne
yerel otoriteler ne de merkezi otorite görmüyor" diye konuşan Görür,
"Biz bir şekilde yok sayılıyoruz. Nedenini de bilmiyorum" diye konuştu.
YUZO ISHİKAWA : " TÜRKİYE GPS SİSTEMİNİ GELİŞTİRMELİ "
Japonya'da
kurulan ilk rasathanenin kuruluşunda görev alan ve depremin önceden
bilinmesiyle ilgili çalışmalar yürüten Yuzo Ishikawa ise, Türkiye'ye
önemli tavsiyelerde bulundu. Depremin önceden bilnmesinin mümkün
olmadığını söyleyen Ishikawa, " Türkiye'deki araştırmacıların çok
önemli çalışmalar yaptığını biliyoruz. Marmara'daki deprem için
birşeyler söylemek mümkün değil. Türkiye'nin buna hazırlıklı olması
lazım." diye konuştu. İstanbul'un etrafındaki deprem ağında gelişmeler
olduğunu kaydeden Ishikawa, " Özellikle GPS (Global Positioning System)
de Türkiye'de gelişmeli" şekilnde konuştu.
Yaprak Dökümü yeni sezonun ilk bölümünde yine göz yaşları sel oldu aktı...
'Yaprak
Dökümü'nde yeni sezonun ilk bölümü yayınlandı. Özellikle Necla ve Leyla
kardeşlerin arasında yaşana duygu dolu anlar izleyenleri gözyaşlarına
boğarken, bu bölüm, Cem'in Necla'ya evlenme teklifi etmesiyle bitti.
Geçen
sezonun finalinde olanlar Yaprak Dökümü izleyicisini bir hayli
meraklandırmıştı. Finalde olanları hatırlayalım Ali Rıza Bey ve Hayriye
Hanım, hapisteki Şevket'e Ferhunde'nin onu aldattığını ve evi
terkettiğini söylemişlerdi. Necla şofbenden zehirlenmiş, ablası Leyla
onu baygın halde bulmuştu. Fikret cephesindeyse işler karışmıştı.
Fikret'in kayınvalidesi kendi evini satıp parasını oğlu Tahsin'e
vermiş, oğlunun borçlarını kapatması için görünüşte iyilik yapıyor gibi
görünse de niyetinin tabi ki sonsuza kadar Fikret ve Tahsin'le yaşamak
olduğu anlaşılmıştı. En son zihnimizde kalan sahnenin 'Leyla'nın
ağlayarak kardeşinin taşındığı sedyenin arkasından koşarkenki hali'
olduğunu söyleyebiliriz.

Koskoca
bir yaz tatilinin ardından dün yeni sezonun ilk bölümü ise duygu
doluydu. Leyla kardeşini hataneye yetiştirdi ve onun hayatını kurtardı.
Neyyir Hanım, kızı Sedef ve komşuları ile Cem de hastaneye
koştu.Solunum cihazına bağlı Necla'nın odasına ilk olarak giren Leyla,
onu alnından öptü, Necla ise Leyla'nın elini sıkı sıkı tutup bırakmadı.
Leyla, kardeşinin kaybetmekten o kadar korkmuştu ki, bu ona yeniden
Necla'nın kardeşi olduğu duygusunu hatırlatmıştı. Ali Rıza Bey ve
Hayriye Hanım apar topar hastaneye koşup iki kardeşin elele ağlayan
görüntüleri karşısında hem çok şaşırdı hem de çok sevindi. Necla,
babasına sürekli aynı cümleyi tekrarlıyordu: 'Kardeşim hayatımı
kurtardı, baba!' Leyla'nın, babasıyla hastanenin merdivenlerindeki
duygu dolu konuşmaları da etkileyiciydi. Leyla, babasına daha önce
defalarca kardeşinin ölmesini istediğini 'gebersin' dediğini ancak
bugün ona birşey olacak diye nasıl acı çektiğini anlattı. Ali Rıza Bey
de her zamanki dokunaklı edasıyla cevap verdi. 'Siz, suda aksini görüp
düşman zanneden ve saldıran aslanlar gibisiniz, siz kardeşsini, sen o
sun o da sen, yaraladığınuız aslında kendiniz...'
Bu arada Nehir Hanım evini satmaktan vazgeçti. Nehir Hanım ve kızı Sedef, mahallede yaşamaya devam etmeye karar verdi.
Leyla
ve Necla'nın seyirciyi harap eden konuşmaları evde de sürdü. Sel olup
giden gözyaşları sonunda birbirlerine sarıldılar. Adapazarı'ndan gelen
Fikret de bu mutlu ana şahit oldu. Ancak o sırada eve davetsiz bir
misafir geldi. Ferhunde'ni annesi (Perihan Savaş) kızının
yaptıklarından habersiz, Ali Rıza Beyler'e heap sormaya kalktı. Ama Ali
Rıza Bey, olanları ve kızının ne yaptığını kızına sorması gerektiğini
söyledi ve kibarca kapıyı gösterdi. Şevket, hapishanede çok acı
çekiyordu. Karısının yaptıklarını bir türlü hazmedemiyordu. Ve sonunda
Oğuz'la konuştu. Ondan Ferhunde hakkındaki tüm gerçekleri öğrendi.
Avukatını aradı ve boşanma davası için işlemleri başlatmasını istedi.
Ferhunde,
patronunun nişanlısının da dahil olduğu bir projede çalışmaya başladı.
Patronu nişanlısına yakın olmaya ve oyun oynamaya çalışan Ferhunde'yi
uyardı. Ferhunde'ye 'Ateşle oynuyorsun' dedi. Ama Ferhunde'nin cevabı
çok etkileyici oldu: ' Ateş benim, bilmiyorsun!'
Yeniden eve
Tekin Ailesi'nin evine dönecek olursak, Necla'yı hastanede bir dakika
bile yalnız bırakmayan Cem, sabah tekrar hastaneye gelerek Necla ve
ailesini eve bıraktı. (Zaten Leyla'nın, Necla'nın banyoda
zehirlendiğini anlamasını sağlayan, Cem'in Necla'nın telefonundaki
yüzlerce cevapsız araması olmuştu.) Aileyle bahçede kurulan kahvaltı
sofrasına oturan Cemi babasının telefon ederek onu işe çağırmasıyla
oradan ayrılmak zorunda kaldı. Ancak, ertesi gün babasıyla tartışan
Cem'in aşkı, Necla'yı kaybetme korkusu yaşadıktan sonra bir kez daha
alevlenmişti. Kapı çaldı, Cem geldi. Kapıyı küçük kardeş Ayşe açtı.
Necla kapıya ilerledi. Cem'in hali bir tuhfatı. Necla'nın gözlerine
bakan Cem, 'Necla, benimle evlenir misin?' dedi. Necla donup kaldı ve
bölüm burda sona erdi.
Gözyaşlarının sel olduğu dizide
genellikle olumlu gelişmeler yaşandı ancak "Bu sonbahar 'son baharımız'
olacak" sloganıyla yola çıkan yen, sezonda sanırız yapraklar birbir
dökülecek!,,kaynak,vatan
TFF, İstanbul'da yaptığı toplantıda, Turkcell Süper Lig naklen yayın gelirlerinin dağıtım kriterlerini belirledi.
DHA
Toplantıya dönemin TFF Başkanı Haluk Ulusoy hakkında alınan karar damga vurdu.
Futbol Federasyon'dan yapılan açıklamaya göre, TFF Yönetim Kurulu'nun,
Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı'nın 2007-2008 sezonunda,
20.10.2007 tarihinde Trabzonspor ile Beşiktaş A.Ş. arasında oynanan
müsabakada ortaya çıkan yaş ihlaliyle ilgili başlattığı ön inceleme
sonucu, ulaşılan belge ve bilgiler ışığında, ilgili bölüm yetkilisi
hakkında idari soruşturma başlatılmasına, bu soruşturma sonuçlanıncaya
kadar yetkiliye görevinden el çektirilmesine karar verdiği belirtildi.

Türkiye
Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, yaptığı inceleme ve değerlendirmenin
sonucunda, dönemin TFF Başkanı Haluk Ulusoy ile Yönetim Kurulu Üyeleri
hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 257. maddesinin 2. fıkrası çerçevesinde
"Görevin gereklerini yapmakta ihmal ve gecikme gösterdikleri" kanaatine
vararak Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunmayı
kararlaştırdı.

Öte
yandan, 31.08.2008 tarihinde Erzurum Cemal Gürsel Stadı'nda oynanması
gereken Erzurumspor-Akçaabat Sebatspor TFF 2. Lig müsabakasında,
Erzurumspor Kulübü'nün lisansları ve müsabaka isim listesinin ibraz
edemediği gerekçesiyle, Futbol Müsabaka Talimatı'nın 27/C maddesi
uyarınca hükmen yenik sayılmasına karar verildiği açıklandı.

Futbol
Federasyon'dan yapılan açıklamaya göre, yönetim kurulu, 22.07.2005
tarihli TFF Yönetim Kurulu kararında belirlenen ilkeler doğrultusunda,
2008-2009 sezonundan itibaren uygulanmak üzere yayın kriterlerini şöyle
oluşturdu:
Naklen yayın gelirlerinin

- Yüzde 11'i Turkcell Süper Lig'de şampiyon olan takımlara, şampiyonluk sayılarına göre,
- Yüzde 35'i 18 Turkcell Süper Lig kulübüne eşit olarak,
- Yüzde 45'i puan performansına bağlı olarak,
- Yüzde 9'u ise Turkcell Süper Lig'i ilk altı sırada bitirecek takımlara sezon sonu ödülü olarak dağıtılacaktır.