| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

BABACAN

Yazılar

Krizin ortasındayız

 
Merkez Bankası Başkanı Yılmaz ekonomiye ilişkin parlak olmayan bir tablo çizdi

Ömür AVCI/TRABZON, (DHA)


TÜRKİYE Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, dünyadaki ekonomik çalkantının birinci yılının dolduğunu ifade ederek, "Bence krizin ortasındayız. Mali sektörle ilgili önemli miktarda zararlar oldu ama bunun sonuna gelmiş gibi görünmüyoruz" dedi.

Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası ile Dünya Gazetesi'nin işbirliği ile düzenlenen, `Para Politikaları' konulu konferansa katıldı. Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası toplantı salonunda düzenlenen konferansa, Türkiye ve dünya ekonomilerindeki son durumu anlatan bir sunumla başlayan Durmuş Yılmaz, "Çalkantının birinci yılını tamamlamış bulunuyoruz. `Söz konusu krizin neresindeyiz?' diye sorduğumuzda, bence krizin ortasındayız. Mali sektörle ilgili önemli miktarda zararlar oldu ama bunun sonuna gelmiş gibi görünmüyoruz. Bunun reel ekonomi üzerine de yansımaları olacak. Önümüzdeki dönemde bu yansımaları hep birlikte göreceğiz. Bu dalgalanmanın boyutu nedir? Ekonomik hayat tek düz bir çizgide ilerlemiyor. Son dönemdeki oynaklığın boyutları bir hayli yükselmiş durumda. Bu da bize gösteriyor ki, geçmiş ve önümüzdeki dönemde dünya ekonomisinin izleyeceği yönle ilgili olarak yatırımcının kafası karışık. Risk Alma İştahı Endeksi, 2008 yılının ilk yarısında panik durumunu yansıtan seviyeye kadar gerilemiştir. Son bir aylık dönemde gözlenen kısmi toparlanma eğilimine rağmen risk algılamalarında olumsuz seyir devam etmektedir" dedi.

İSTİKRAR ŞART

Durmuş Yılmaz, son dönemde Türkiye'ye ilişkin risk göstergelerinde önemli düzelme yaşandığını da vurgulayarak, "Ekonomik istikrar kalkınmanın temel şartıdır. Yüksek enflasyonda ekonomik istikrar olmuyor, sürdürülebilir büyüme yaşanamıyor. Bütün ekonomik aktivitelerin nihai amacı olan refah seviyesini yükseltmek için istikrar şart. Temel politika aracımız kısa vadeli faiz oranlarıdır. Türkiye'nin fiyat istikrarı konusunda aldığı mesafe enflasyon sıralamasındaki yerini de iyileştirmiştir" diye konuştu.

ABD MALİ SİSTEMİ AYAKTA TUTMAYA ÇALIŞIYOR

Durmuş Yılmaz, Merkez Bankası'nın birçok yönden eleştirildiğini de hatırlatarak, "Bize yöneltilen eleştirilerden biri de, diğer ülkelerin Merkez Bankaları, özellikle ABD Merkez Bankası kadar duyarlı davranmadığımız, ekonomik büyüme ve işsizliğe gereken önemi vermediğimizdir. İçtenlikle söylüyorum ki, ABD merkez bankasının politika faizleriyle ilgili aldığı kararların asıl amacı ne enflasyon, ne de ekonomik büyümedir. ABD bizim 2001'de yaşadığımız kriz gibi, mali sistemin ayakta kalıp kalmaması, çöküşün olup olmaması sorunuyla mücadele ediyor. ABD Merkez Bankası'nın ana hedefi, aldığı kararlarla yapmaya çalıştığı şey, finansal istikrarı sağlamak. Maliyetleri düşürmek, ekonomik büyümeye katkı sağlamak. Asıl çıkış noktası finansal istikrarın yüz yüze olduğu sorunu bertaraf etmek ve sistemi ayakta tutmak. Bizim Allah'a şükür böyle sorunumuz yok. 2001'de biz bu krizi yaşadık ve mali bir yükle bertaraf ettik. Sistemimizde finansal istikrar sorunu yok" dedi.

Durmuş Yılmaz, Merkez Bankalarının faiz politikalarıyla ilgili olarak da, "İçinde bulunduğumuz yüksek belirsizlik ortamında merkez bankaları faiz artırım veya faiz indirim serileri şeklinde bir uygulama yerine, içinde bulundukları ekonomik şartlara ve geleceğe yönelik enflasyon görünümüne uygun bir hareket tarzı tercih etmişlerdir. Seri halinde faiz artırımı ve indirimi söz konusu değildir" dedi.

EYLÜL'DE FAİZ İNDİRİMİ OLABİLİR

Merkez Bankası Başkanı Yılmaz, daha sonra da faiz konusuna değinerek şöyle devam etti:

"Merkez Bankası'nın bundan sonraki dönemde alacağı faiz kararları, küresel piyasalardaki gelişmelere, dış talebe, maliye politikası uygulamalarına ve orta vadeli enflasyon görünümünü etkileyen diğer unsurlara bağlı olacaktır. Parasal sıkılaştırma eğilimine son veren Para Politikası Kurulu, verilere duyarlılığın bir yansıması olarak Eylül ayından itibaren ölçülü faiz indirimi de dahil olmak üzere bütün politika seçeneklerini dikkate alacaktır. Burası son derece önemli. Burada Merkez Bankası, şahin durumundan güvercin durumuna geçti diye bir şey söz konusu değildir. Altını çizmek istediğimiz husus şu bütün Merkez Bankaları veri bağımlısı hale geldiler. Hangi Merkez Bankası'nın zaman içinde nasıl politika faizi değişimi uyguladığı önemli. Son ana kadar elimize gelen veriyi inceleyip ona göre politika belirleyeceğiz. Seri halinde yükseliş, seri halinde düşüş, uzun müddet sabit kalmalar olabilir de olmayabilir de. Türkiye doğru işler yapıyor. Yerli yabancı yatırımcının güvenini kazanıyor. İleriye yönelik istikrar duygusu gelişiyor. Bu istikrar sonucu yatırımcının talep ettiği risk primi düşüyor ve kur değerleniyor. Siyasi istikrar ve makro istikrar sağlandığı ve yatırımcının orta ve uzun vadedeki güveni korunduğu sürece Türkiye bu döngünün içinde olacaktır. Türk lirası değerlendikçe bizim kur politikamız rahatlıyor. Doğru ama biz enflasyonda başarılı olalım diye böyle bir kur politikası uygulamıyoruz.

PETROL FİYATLARI

Petrol fiyatları düşüyor ve nereye kadar düşeceğini bilmiyoruz. Eğer düşmeye devam ederse bu içerideki maliyetler acısından olumlu gelişme olacak. Ama kamu maliyesinin gelirleri üzerinde bir miktar olumsuz etkisi olabilir diye düşünüyoruz."

KURUŞA SAHİP ÇIKIN

Yılmaz, yeni parayla ilgili çalışmaların da sürdüğünü ifade etti. Yılmaz, "Şu anda yeni paralarımızın ebat belirleme ve dizaynları yapıldı. Belli miktarı kupürlere basıldı, diğer kupürler basılmaya devam ediyor ve şubelere dağıtılmaya başlandı. Ebatları, güvenlik özellikleri ve üzerinde nelerin olacağını 3 Ekim'de sayın Başbakan'la yapacağımız basın toplantısıyla sizlerle paylaşacağız. Herkesin bu kampanyayla destek vermesini talep ediyoruz. Kuruşumuza sahip çıkalım diyoruz. Bu çok önemli bir konu. Yumurtanın fiyatı 25 kuruş ise eğer 26 kuruşa çıkarırsanız yüzde olarak artışı farklı, 30 kuruşa çıkarırsanız farklı oluyor. Nominal olarak çok önemli görülmeyen kuruşlar yüzdeye vurduğunuzda önemli hale geliyor ve bu da enflasyonu etkiliyor. Herkesin kuruşa sahip çıkmasını ve paranın üstünü istemesini tavsiye ediyoruz" diye konuştu.

Konferansın ardından Durmuş Yılmaz izleyicilerden gelen soruları yanıtladı.

MHP'den Dişli için ilk yorum

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, AK Parti Sakarya Milletvekili Şaban Dişli'nin, partideki görevlerinden istifasının, topluma bir mesaj vermek için değil, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı korumak için olduğunu savunarak, '(Kol kırılır yen içinde kalır) anlayışıyla olayın üstü örtülmek isteniyor' dedi.

Vural, yaptığı yazılı açıklamada, yolsuzluk iddiaları nedeniyle partideki görevlerinden istifasının ardından hem Dişli'nin hem de Erdoğan'ın ifadelerinin ibret verici olduğunu belirtti.

Oktay Vural, bu açıklamaların, AK Parti'nin, yolsuzlukla mücadele gibi bir amacının olmadığını ortaya koyduğunu savundu.Dişli'nin, Erdoğan'ı korumak ve kendisi üzerinden Erdoğan'a gelecek eleştirileri ortadan kaldırmak amacıyla istifa ettiğini belirttiğini ifade eden Vural, 'Bu ifade aslında istifanın Sayın Başbakan ile danışıklı yapıldığını, ahlaki ve hukuki bir amaç taşımaya matuf olmadığını ortaya koymuştur. İstifa topluma bir mesaj vermek için değil Başbakan'ı korumak için yapılmıştır' diye konuştu.Vural, Erdoğan'ın, Dişli'nin bu ifadeleri karşısında onu koruyup, sahip çıktığını ifade ederek, 'Bu iddialar hakkında hiçbir ahlaki ve hukuki tavır içinde olmadıkları ortaya çıkmıştır' görüşünü savundu.

'ÇEVRESİNİ KORUMAKTA KARARLI'

Başbakan Erdoğan'ın, Dişli'nin istifasını MYK ve MKYK'yı, hukuk sürecini daha rahat çalıştırabilmesi açısından kabul ettiklerini ve milletvekilliğinden istifasını uygun görmediklerini söylediğini anımsatan MHP Grup Başkanvekili Vural, Erdoğan'a, 'Bu istifa, hangi hukuk sürecinin rahat çalışmasını sağlamıştır? Yargı sürecini engelleyen milletvekilliği dokunulmazlığı olduğuna göre siz hangi yargılamadan bahsediyorsunuz? Yoksa kendi içinizde bir yargı süreci mi var?' sorularını yöneltti.

Vural, 'Kol kırılır yen içinde kalır' anlayışıyla olayın üstünün örtülmek istendiğini ileri sürerek, şunları kaydetti:'Sayın Başbakan çevresini korumakta oldukça kararlı gözükmektedir. Bu davranışıyla Sayın Başbakan çevrecilerin daniskası olduğunu da ispatlamıştır.Sayın Başbakan, Sayın Dişli'ye sahip çıkarak yolsuzlukla mücadelede samimi olmadığını ortaya koymuştur. Milletimizin beklediği yargı sürecinin başlatılmasıdır. Yargı sürecini başlatacak olan milletvekilliği dokunulmazlığının kaldırılmasıdır.'

Rusya istediği anda ABD gemilerini vurabilir

Özellikle Türkiye'yi zor durumda bırakan ABD'ye ait NATO savaş gemileri, Boğazlar'ı kullanıp Karadeniz'e geçişlerini teker teker tamamlıyor. Rusya sessiz sedasız izliyor. Çünkü aslında durum şöyle özetleniyor: Her geminin altında, bir Rus denizaltısı geziyor.

Hürriyet'in haberine göre, Gürcistan'a insani yardım götürmek için Türk Boğazları'nı kullanıp Karadeniz'e geçen Amerikan savaş gemileri teker teker görevlerini tamamlıyor. Rusya önceleri karşı çıktıysa da Amerikan savaş gemileri hiçbir zorlukla karşılaşmadan insani yardımlarını Gürcistan limanlarına bırkaıp dönüyor.

Boğazlardan önceki gün geçiş yapan ABD'nin ‘US Naval Ship Pathfinder’ adlı 55 personeli bulunan savaş gemisi, Çanakkale Boğazı Gemi Trafik Hizmetleri Merkezi Müdürlüğü'ne (VTS), varış noktası olarak ‘Karadeniz’e çıkıyorum’ bilgisini vermekle yetinmişti.

"NATO gemilerini 20 dakikada batırabiliriz"

Rusya Karadeniz Filosu’nun eski komutanı Amiral Eduard Baltin ise ani bir çıkış yaparak "Karadeniz’de bulunan NATO gemilerinin tamamını 20 dakikada batırabiliriz" demişti.

Çünkü, Çanakkale Boğazı Gemi Trafik Hizmetleri Merkezi Müdürlüğü'ne (VTS), varış noktası olarak ‘Karadeniz’e çıkıyorum’ bilgisini vermekle yetinen Amerikan gemileri, aslında Rusya'nın sıkı takibindeydi.

Amerikan gemilerine sualtı takibi

Rusya istediği anda ABD gemilerini vurabilir
 

Geniş bir denizaltı filosu bulunan Rusya, Karadeniz'i de, Baltık Denizini de, denizaltılarıyla kontrol ediyor. Kuzey Kutbu'nda da her an Rus denizaltıları devriye geziyor.

Sovyetler döneminde Ukrayna'da kurdukları dev "Yeraltı Denizaltı Üssü"nü çoktan boşaltmış olan Ruslar, denizaltılarını şimdi Karadeniz'in başka noktalarına taşımış durumda.

Rusya Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Andrey Nesterenko'ya göre dün Karadeniz'de, 2 Amerikan, 1 İspanyol, 1 Alman ve 1 Polonya gemisi bulunuyordu.

Askerden Diyarbakır açılımı

 
Görevi devralan İlker Başbuğ bir ilke daha imza atıyor..


Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Diyarbakır'da sivil toplum örgütleriyle bir araya gelerek bir görüşme yaptı. Orgeneral Başbuğ, görüşme öncesinde yaptığı açıklamada, Diyarbakır ve Diyarbakırlıları çok sevdiklerin söyledi.


Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, bugün Malatya'dan sonra beraberinde Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Işık Koşaner, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Atilli Işık. Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aydoğan Babaoğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Metin Ataç, 2'inci Ordu Komutanı Orgeneral Necdet Özel ile birlikte Diyarbakır'a geldi. Komutanlar Diyarbakır Askeri Havaalanı'nda Vali Hüseyin Avni Mutlu, 7'inci Kolordu Komutanı Korgeneral Bekir Kalyoncu tarafından karşılandı. Orgeneral Başbuğ ve kuvvet komutanları daha sonra Vali Mutlu'yu makamında ziyaret etti.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ve kuvvet komutanlarının ziyareti öncesinde Diyarbakır Valiliği önünde çok sıkı güvenlik önlemleri alındı. Komutanların ziyareti öncesinde askeri bir doktor valilik binasına girerek, komutanların yiyecek ve içeceklerini kontrol etti. Orgeneral Başbuğ ile kuvvet komutanları valiliğe gelişinde tören mangası tarafından karşılandı. Diyarbakır Valisi Hüseyin vni Mutlu, Orgeneral Başbuğ'un daha önce de kendisini ziyaret ettiğini belirterek, "Şimdi yaptıkları ziyaret içinde mutlu oldum. Yeni kuvvet komutanlarımıza başarılar diliyorum" dedi.


DİYARBAKIR VE DİYARBAKIRLILARI SEVİYORUZ



Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Vali Mutlu'nun odasında açıklamalarda bulundu. Genelkurmay başkanı, kuvvet komutanları ve jandarma genel komutanı olarak yurt içindeki ilk ziyaretlerine 2'inci Ordu Komutanlığı bölgesine gerçekleştirdiklerin söyleyen Orgeneral Başbuğ, şöyle konuştu: "Geziye sabah başladık. 2'inci Ordu özellikle bölücü terörle mücadelede ve iç güvenlik harekâtlarında, hem alanı hem de icra edilen harekat anlamında bizim için çok önemlidir. Diyarbakır'da benim ve arkadaşlarımın 2 yılı geçti. Diyarbakırlıların bize fahri hemşerilik vermesi lazım. Benim, hava Kuvvetleri Komutanı, Jandarma Genel Komutanı ve 2'*inci Ordu komutanının iki yılı Diyarbakır'da geçti. Yani göründüğü gibi ömrümüzün belli bir dönemini hepimiz burada geçirdik. Hem Diyarbakır'ı hem de Diyarbakırlıları seviyoruz. Özellikle sizlerin aracılığıyla bu mesajı iletmek istiyorum"


20 SİVİL TOPLUM ÖRGÜT TEMSİLCİLERİYLE GÖRÜŞTÜ


Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ile kuvvet komutanları daha sonra Valilik Toplantı Salonu'nda Diyarbakır'daki yaklaşık 20 sivil toplum örgütü temsilcisiyle görüşmeye geçti. Görüşmeye, Diyarbakır Barosu, İHD Diyarbakır Şubesi ve Diyarbakır Tabipler Odası temsilcisi davet edilmediği öğrenildi. Toplantıya, aralarında Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya, Ticaret Borsası Başkanı Fahrettin Akyıl, Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Alican Ebedinğolu, Diyarbakır Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı Raif Türk, Güneydoğu Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı Şahismail Bedirhanoğlu, Diyarbakır Girişimci Kadınlar Derneği Başkanı Nilüfer Baran, Ziraat Odası Başkanı Bahri Erdem, Eczacılar Odası Başkanı Yahya Çokmak, Diyarbakırspor Başkanı Adnan Öktüren, Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Faruk Balıkçı'nın da aralarında bulunduğu 20'ye yakın sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı.

3 bin kişiye iş müjdesi!

AA


Maden Mühendisleri Odası (MMO) Zonguldak
Şube Başkanı Erdoğan Kaymakçı, Türkiye Taşkömürü Kurumuna (TTK) yeni alınacak
işçilerin üretime önemli katkı sağlayacaklarını bildirdi.

Kaymakçı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kuruma 1500 artı 1500 olmak
üzere toplam 3 bin gruplu üretim işçisinin istihdam edilebilmesine yönelik alınan
Bakanlar Kurulu kararının Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmesinden
mutluluk duyduklarını söyledi.

Kurumun işçi açıklarının giderilmesinin bölgedeki işsizliğin önlenmesine
de yarar sağlayacağını anlatan Kaymakçı, şunları kaydetti:
"Taş kömürü kurumu emek yoğun çalışmaktadır. Ocakların yapısı gereği
mekanizasyon madenlerimizde kullanılamıyor. Bundan dolayı üretime yönelik
gerçekleştirilen istihdamlar kurumun varlığını sürdürebilmesi açısından
gereklidir. TTK'ya yeni alınacak işçiler üretime önemli katkı sağlayacaklardır.

İstihdamın, müracaat edenlerin işe yatkınlıklarına göre yapılması uygulamasına
karşı değiliz. Ancak, bu konu suiistimal edilmemelidir. Madencilik çok zor meslek
olduğundan çalışacakların iş koşullarına dayanabilecek kişilerden seçilmesi
verimliliği artıracaktır."

Anne ve kızından işadamına ölüm tuzağı

Öldürülerek yakılan işadamı, `farklı cinsel isteklerinin' kurbanı olmuş

DHA


İZMİR'in Çeşme İlçesi'nde, iple boğulup öldürüldükten sonra cesedi yakılan kişinin kimliği, üzerinde bulunan ve yanmayan çek yaprağından belirlendi. Cesedin işadamı Hüseyin İltaş'a ait olduğunun belirlenmesiyle, aşk yaşadığı ve kendisinden 2 aylık çocuğu bulunduğu belirtilen 38 yaşındaki Fadime Erdoğan ile kızı 19 yaşındaki Meral Erdoğan'ın da aralarında bulunduğu 8 kişi cinayete karıştıkları iddiasıyla yakalandı. İltaş'ın, Fadime Ardoğan'dan farklı cinsel isteklerde bulunması, kızına da tacizde bulunup eziyet etmesi nedeniyle öldürüldüğü ileri sürüldü. İşlemleri tamamlanan 8 zanlı adliyeye sevkedildi.

Geçen 16 Temmuz günü, saat 18.30 sıralarında polisi arayan vatandaşlar, Çeşme İlçesi Şifne Mevkii'ndeki ormanlık alanda, hala dumanı tüten ateş içerisinde bir erkek cesedi olduğunu bildirdi. İhbar üzerine olay yerine giden polis, yüzüstü yatan, bir kısmı kömürleşmiş cesedin el ve ayaklarının iple bağlı olduğunu gördü. Olay yerinde yapılan detaylı araştırmada, cesedin üzerinden yanmamış bir çek yaprağı çıktı. Çek yaprağından yola çıkan polis, vahşice öldürülen kişinin, Kemalpaşa İlçesi'nde, eşi Nermin İltaş'la birlikte bir plastik fabrikasının sahibi 45 yaşındaki Hüseyin İltaş olduğunu belirledi. Soruşturma, genişletilerek sürdürülürken, İltaş'ın, 35 AKV 13 plakalı otomobili de, olaydan iki gün sonra Kemalpaşa İlçesi'nde yol kenarında terkedilmiş olarak bulundu. İncelemede, zanlı veya zanlıların, İltaş'ı öldürdükten sonra kendi otomobilinin bagajında taşıyarak Çeşme'ye götürdüğü, yakıp aynı araçla geri döndükleri anlaşıldı.



KADINDAN 2 AYLIK OĞLU VARMIŞ

Cesedin, Hüseyin İltaş'a ait olduğunun kesinleşmesiyle, aile ve iş yaşamı mercek altına alındı. Evli 3 çocuk babası Hüseyin İltaş'ın yakın çevresiyle yapılan görüşmeler sonucu, daha önceden yanında çalışan Fadime Erdoğan'la aşk yaşadığı, bu ilişkisinin de eşi tarafından bilindiği anlaşıldı. Araştırmada, Fadime Erdoğan'ın 5 yıldır işadamı İltaş'la ilişki yaşadığı, ondan iki aylık bir oğlunun da bulunduğu saptandı. İşadamı İltaş'ın, cesedinin bulunduğu gün Fadime Erdoğan'ın evinde olduğunun belirlenmesiyle operasyon için düğmeye basıldı.

ÜÇ AYRI KENTTE 8 GÖZALTI


Delillerin toplanmasının ardından harekete geçen İzmir Emniyeti Cinayet Büro Amirliği ekipleri, önceki gün, Kocaeli, Manisa ve İzmir'de önceden belirlenen adreslere eş zamanlı baskınlar düzenledi. Baskınlarda Fadime Erdoğan, kızı Meral Erdoğan (19), çalıştığı işyerinden arkadaşı Ö.G. (19), Ö.G.'nin arkadaşı H.E. (15), M.G. (24), kardeşi B.G. (17), S.A. (17) ve M.Ç. (19) yakalandı. Soruşturmada, cinayetin ve cesedin taşınmasının Fadime Erdoğan, kızı Meral Erdoğan, arkadaşı Ö.G. ve H.E. tarafından gerçekleştirildiği, diğerlerinin ise olaydan sadece bilgilerinin bulunduğu, saklanmalarına yardımcı oldukları saptandı.

FARKLI CİNSEL İSTEKLER

Sorgulama sonucunda zanlı ifadelerinden, Hüseyin İltaş'ın Fadime Erdoğan'dan farklı cinsel isteklerde bulunması, kızı Meral'e de tacizde bulunup eziyet etmesi nedeniyle öldürüldüğü anlaşıldı. Zanlı anne-kız İltaş'ı kendilerinin öldürmediğini, Ö.G. ve H.E.'nin cinayeti işlediğini ileri sürdü. Ö.G. ve H.E. ise, Fadime ve Meral Erdoğan'ın Hüseyin İltaş'ı öldürdüklerini daha sonra kendilerine haber verdiğini, cesedi alıp Çeşme'ye götürdüklerini öne sürdü. Emniyet yetkilileri, anne- kızın İltaş'ın öldürülmesi konusunda Ö.G.'ye, 5 bin YTL teklifte bulunduğunun belirlendiğini, ancak kim tarafından öldürüldüğünün üstlenilmediğini, gerçeğin yargılama sürecinde ortaya çıkacağını belirtti.

Emniyetteki işlemleri tamamlanan ve sabıkaları bulunmayan 3'ü kadın 8 zanlı, geniş güvenlik önlemleri arasında Çeşme Adliyesi'ne sevkedildi. Zanlılardan Fadime ve kızı Meral Erdoğan'ın emniyetten çıkarılırken ağladıkları gözlendi.

Böyle protesto görülmedi

Merve LOĞMANOĞULLARI/ LONDRA, (DHA)


ÜNLÜ kozmetik firması Lush Cosmetics'in ürünlerinde balina yüzgeci kullanmasını protesto etmek için gösteri düzenleyen Alice Newstead, sırtına olta bağlayıp mağaza vitrininde 15 dakika asılı kaldı.

26 yaşındaki İngiliz Alice Newstead, ünlü kozmetik firması Lush Cosmetics'in, ürünlerinde balina yüzgeci kullandıkları ve balinalar üzerinde deney yaptıkları gerekçesiyle mağaza vitrininde protesto düzenledi.

Sırtına olta bağlayıp 15 dakika vitrinde asılı halde protesto düzenleyen genç kız, gösterisi ile ilgili “Sırtımda kalıcı izler olacak ama yaralarım kapanır” açıklamasında bulundu.

Hayvansever gösteri sanatçısı Newstead'in protestosunu şaşkın bakışlarla izleyen insanlara, Newstead daha sonra "Özel tasarım balina kıyafeti kullandım. Ama tabii sırtımda kalıcı izler olacak" dedi.,kaynak vatan

Yavrum, Eyüp'üm geldin mi?

Bülent CİVANOĞLU- Selahattin BUDAKOĞLU/BURSA, (DHA)


BİNGÖL'ün Kiğı İlçesi'nde devriye görevi yapan askeri araca önceki akşam PKK'lı teröristlerin düzenlediği saldırıda açılan ilk ateşte Jandarma Komando Er Ramazan Demirci ile birlikte şehit düşen Jandarma Komando Er Eyüp Gürsoy'un cenazesi dün gece memleketi Bursa'ya getirildi.

Bu sabah askeri tören öncesi şehidin Türk bayrağına sarılı Tabutunun evinin önüne getirildiği sırada anne Fatma Gürsoy, “Yavrum, Eyüp'üm geldin mi?” diyerek askeri cenaze aracına çıkıp, naaşı tabuttan çıkartmak istedi. Acılı anne güçlükle sakinleştirildi.

Bingöl'ün Kiğı İlçesi'nde geçen salı akşamı iftar saatinde devriye sonrası birliklerine dönerken, PKK'lı teröristlerin açtığı ateş sonucu, arkadaşı Ramazan Demirci ile şehit olan Jandarma Er Eyüp Gürsoy'un cenazesi dün gece Bursa'ya getirildi. Lokanta işleten babasıyla aynı işyerinde çalışırken vatan görevini yapmak için gittiği Bingöl'de şehit düşen 10 aylık asker Eyüp Gürsoy'un Türk bayrağına sarılan tabutu, bugün saat 11.00'de de Türk bayraklarıyla donatılan merkez Nilüfer İlçesi Konak Mahallesi'ndeki evinin önüne getirildi.

Baba Osman Gürsoy taziyeleri kabul ederken, oğlunun tabutuna 2'nci kattaki evlerinden bakan anne Fatma Gürsoy, daha sonra aşağı inip, ağıtlar yaktığı şehidinin tabutunun konulduğu askeri cenaze aracının üstüne çıktı. “Yavrum, Eyüp'üm geldin mi?” diyen acılı anne, Türk bayrağına sarılı tabutu açıp, oğlunun naaşını çıkartmak istedi. Güçlükle engellenen ve sinir krizi geçiren Fatma Gürsoy, cenaze aracının yanından uzaklaştırılıp yakındaki ambulansa götürüldü. Burada şehit annesine sakinleştirici iğne yapıldı.

Şehit kardeşlerinin naaşını gören ablaları Gülay Aydınlı, Ayşe Ay ile asker kıyafeti giyen 9 yaşındaki Fatih ile 13 yaşındaki Özlem Gürsoy da gözyaşlarıne boğuldu.

Fatma ve Osman Gürsoy çiftinin 5 çocuğunun ortancası olan şehit er Eyüp Gürsoy'un cenazesi, daha sonra cenaze namazının kılınması için Ulucami'ye götürüldü.

Şehit Er, burada yapılacak askeri törenden sonra, annesinin “Evime yakın. Her gün gider görürüm” isteği üzerine, Hamitler Mezarlığı yerine, Beşevler Mezarlığı'na toprağa verilecek.

İlk müdahale yapılmadı mı?

Otomobil çarpan ve hastaneye kaldırılırken yaşamını yitiren Bekir, özel tıp merkezinin ilgisizliğinden mi öldü?

DHA


İZMİR'in Bornova İlçesi'nde arakadaşları ile sokakta oyun oynarken, plakası tespit edilmeyen bir otomobilini çarpması sonucu yaralanan ve hastaneye kaldırılırken yaşamını yitiren 7 yaşındaki Bekir Berke Dülgar'ın ailesi, ilk müdahaleyi yapmadığı iddia edilen özel tıp merkezi görevlileri hakkında Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulundu.

Kaza, geçen 25 Ağustos'ta Çamdibi Semti 5150 Sokak Numara 8 önünde meydana geldi. Kasap olan babası 38 yaşındaki Recep Dülgar'ın iş çıkışı eve dönmesini beklemek için sokağa çıkan Yıldırım Beyazıt İlköğretim Okulu'na bu yıl kaydı yaptırılan Bekir Berke Dülgar, arkadaşları ile oyuna daldı. Arkadaşlarından saklanmak için sokakta, kaldırımın kenarındaki karton kutunun içine giren minik Bekir'e, bu sırada sokaktan hızla geçen sürücüsü ve kimliği henüz belirlenemeyen bir otomobil çarptı. Otomobil hiç yavaşlamadan uzaklaşırken, gürültü üzerine sokağa fırlayan yakınları küçük çocuğun kanlar içinde yerde yattığını görünce hemen evlerinin yakınındaki özel tıp merkezine götürdü. Ancak iddiaya göre, yapılan muayenin ardından çocuğun tam teşekküllü bir hastaneye götürülmesi gerektiği belirtildi. Dülgar'ın yakınları ambulans çağırdı, ancak gelmesini beklemeden küçük çocuğu kendi imkanlarıyla Ege Üniversitesi Hastanesi'ne kaldırdı. Yolda hayati fonksiyonlarını kaybeden küçük çocuk, hastanede yapılan müdahalelere rağmen hayata döndürülemedi.



SAVCILIĞA SUÇ DUYURUSU

Oğlunu trafik terörüne kurban veren baba Recep Dülgar, avukatı aracılığıyla, ilk müdahaleyi yapmayıp, ambulans da vermediklerini öne sürdüğü özel tıp merkezi görevlileri hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu. Ailenin avukatı verdiği dilekçede, tıp merkezinde yaşanan olayla ilgili sorumluluğu bulunanlar hakkında, `Tedbirsizlik, dikkatsizlik, görevi ihmal, zor durumda bulunana yardım etmeme nedeniyle ölüme sebebiyet verme' suçlarından dava açılmasını istedi. Dilekçede şöyle denildi:

"Tıp merkezi görevlileri müdahale yapmayıp, şoför olmadığını gerekçe göstererek ambulans da vermemiştir. 20 dakikadan fazla süre müvekilimin çocuğu kanlar içerisinde bu şekilde bekletilmiştir. İlk müdahale yapılmış olsaydı belki Berke şimdi yaşıyor olacaktı. Tıp merkezi yetkililerinin, küçük Berke'nin kurtarılamamasında ağır kusurları vardır. Bunları doğrulayan tanıklarımız da mevcuttur. Tıp Merkezi yetkilileri, açıklamalarında damar yolunu açtıklarını iddia ediyor. Burada Berke'ye bir pamuk bile sürülmemiştir. Bu nedenle belirtiğimiz suçlardan dava açılmasını talep ediyoruz."

Ailenin avukatı, tıp merekzine maddi ve manevi tazminat davası da açacaklarını söyledi.

`DURUMU ÇOK AĞIRDI'

Tıp merkezinin sorumlu müdürü Dr. Salih Can ise, Bekir Berke Dülger'in ailesi tarafından getirildiğinde durumunun çok ağır olduğunu belirterek, "Acil sorumlusu doktorumuz ilk kontrolünü yaptıktan sonra yaralı çocuğun tam teşekküllü bir hastaneye götürülmesini istemiş. Bizim ambulansımız nakil ambulansı. O saatte de şoförü bulunmadığı için aileye verilememiş. Aile de 112 Acil Yardım ekibinin tam taşekküllü ambulansını beklemeden çocuklarını kendileri hastaneye götürmüş" dedi.

ÇARPAN ARAÇ GÜVENLİK KAMERASINDA

Olayın meydana geldiği sokağa yakın bir yerde bulunan market kamerasının çarpan aracı görüntülediği ortaya çıktı. Beyaz renkli Renault marka ve plakası 06 ile başlayan, harf ile son rakam grubu görünmeyen otomobilin sahibinin ve sürücüsünün belirlenmesi için, görüntüler Ankara Krimal Dairesi'ne gönderildi. Olayı İlçe Asayiş ve Cinayet Büro Amirliği ekiplerinin birlikte soruşturdukları belirtildi.

Affedildi PKK karıştı

PKK'nın zimmetine para geçirdiği için görevden aldığı teröristin affı örgütü karıştırdı.

Terör örgütünün Avrupa sorumlusu ve
"kasası" iken "zimmetine para geçirdiği", "örgüt politikasına aykırı hareket
ettiği", "gizli servislerle işbirliği yaptığı" gerekçesiyle geçen yıl
görevinden alınan "Ali' kod adlı Rıza Altun'un, Kandil'de örgüt mensuplarınca
sorgulandıktan sonra affedildiği bildirildi.

AA muhabirinin güvenlik birimlerinden aldığı bilgiye göre, Kandil'de
örgütün üst düzey sorumluları tarafından sorgulanan Rıza Altun'un
"özeleştirisi" kabul edildi. Murat Karayılan ve Mustafa Karasu'nun da bulunduğu
bazı sorumluların Altun'un infaz edilmesi yönünde tavır aldığı belirtildi.

Rıza Altun hakkında "infaz kararı çıkmamasına", kırsal alandaki
kadroların "Bu karar çifte standart, kendini PKK'nın üzerinde gören ve Avrupa'da
çeteleşen Rıza'nın çoktan infaz edilmesi gerekirdi" şeklinde tepki gösterdiği
öne sürüldü. Terör örgütünün Avrupa'daki gençlik yapılanmasının ise Rıza Altun'un
affedilerek yeniden sorumlu kadroları arasında yer almasından dolayı
"memnuniyetlerini dile getiren açıklamalar yaptığı kaydedildi.

Terör örgütünde, son dönemlerde "Suriyeli-Türkiyeli" hizipleşmesinin
yanı sıra "Avrupa-kırsal" kadroları arasında da gruplaşma yaşandığı da öne
sürüldü.

"Kırmızı bülten"le aranan Rıza Altun, örgütü tarafından görevden
alınmasının ardından Şubat 2007'de Fransa'da yakalanmıştı. Hakkında, uluslararası
arama kaydı bulunan Rıza Altun, serbest bırakılmasının ardından, Temmuz 2007'de,
sahte belgelerle girdiği Avusturya'da gözaltına alınmış, Türkiye'nin iade
taleplerine rağmen bu kişinin Kandil'e kaçmasına izin verilmişti.

Terör örgütünde Rıza Altun affedilirken, Rusya eski sorumlusu "Mahir
Welat" kod adlı Numan Uçar, Rus gizli servisinin himayesine girdiği ve terör
örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan'ın yakalanmasında gizli servislerle işbirliği
yaptığı gerekçesiyle hakkında "infaz kararı" verilmişti.

Yine terör örgütünün Avrupa sorumlusu "Kani Yılmaz" kod adlı Faysal
Dunlayıcı da Abdullah Öcalan'a Avrupa'da sığınacak yer bulamadığı ve gizli
servislerle işbirliği yaptığı için örgüt tarafından "hain" ilan edilmişti.

Faysal Dunlayıcı, Murat Karayılan'ın görevlendirdiği kişilerce otomobili havaya
uçurularak feci şekilde öldürülmüştü.

Etiketler:   AA