| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

BABACAN

Yazılar

İzmir'de muhtaçlara 100'er YTL bayram yardımı

İZMİR Büyükşehir Belediyesi Ramazan Bayramı öncesinde muhtaç durumda olan 42 bin 590 aileye 100'er YTL bayram yardımı yapacak

İZMİR, (DHA)


Bu karar, kent ekonomisine de toplam 4 milyon 259 bin YTL'lik nakit girişi sağlayacak. Banka şubelerinde ismen açılan hesaplar sayesinde, yardım dağıtımlarındaki istenmeyen görüntüler İzmir'de yaşanmayacak.

Büyükşehir Belediyesi, yaklaşan Ramazan Bayramı'nda yardıma muhtaç ailelere destek veriyor. Sosyal sorumluluk projeleri kapsamında toplumdaki ihtiyaç sahiplerini yalnız bırakmayan Büyükşehir Belediyesi, bu bayram yardım yapılacak aile sayısını ise 42 bin 590'a çıkardı.

Kentteki yardıma muhtaç aileleri tek tek belirleyen İzmir Büyükşehir Belediyesi, yaşanacak olası izdihamları önlemek için de titiz davrandı. Önce belirlenen ailelerin adlarına birer banka hesabı açtırıldı ve 100'er YTL yatırıldı. Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu imzasıyla evlerine mektup gönderilen vatandaşlar, mektup ellerine ulaştığı andan itibaren, kendilerine en yakın banka şubesine giderek adlarına açtırılan hesaptan 100'er YTL'lik bayram yardımlarını çekebilecekler.

Yardıma muhtaç yaşlılar, engelliler, dar gelirliler ile şehit aileleri ve gazilerin yararlanacağı bu yardımlar, aynı zamanda kent ekonomisine önemli katkı sağlayacak. Toplam 4 milyon 259 bin YTL tutarındaki bir para, yapılacak bayram alışverişleri ile durgunluktan yakınan esnafın da rahat bir nefes almasını sağlayacak. Yardım alan 42 bin 590 aile ise bütçelerine yapılacak bu katkıyla bayram öncesi yaşadıkları maddi sıkıntıdan bir nebze da olsa kurtulacak.

Asıl çözümün, ülkemizde milli geliri arttırarak fakir ve muhtaç insan bırakmamakta yattığını ifade eden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, "Bu anlamda yerel yönetim olarak imkanlarımız ölçüsünde kent ekonomisini hareketlendirecek, yatırımların önünü açacak çalışmalar yapıyoruz. Ancak kısa vadede yardıma muhtaç vatandaşlarımızı da kaderine terk edemeyiz. Büyük kentlerde unutulmaya yüz tutan yardımlaşma ve dayanışma ruhunu yeniden canlandırmak zorundayız" diye konuştu.

Başkan Kocaoğlu, bayramların, barış, sevgi ve dayanışmanın güçlendirildiği günler olduğunu da belirterek, "Dar gelirli hemşehrilerimizi, bu anlamlı günler öncesinde bir nebze de olsa rahatlatmak istedik" dedi.

Büyükşehir Belediyesi, geçtiğimiz yıl içinde kutlanan 2 Kurban ve 1 Ramazan Bayramı'nda toplam 39 bin aileye nakdi yardımda bulunmuştu. Bu yıl yaşanan ekonomik sıkıntıları da göz önünde bulunduran Büyükşehir Belediyesi, yardım yapılan aile sayısını ciddi oranda arttırarak, sadece bu bayramda 42 bin 590 aileye ulaşıyor.,kaynak,vatan

Ergenekon'da son dakika

Eski Ülkü Ocakları Başkanı Levent Temiz, Ergenekon davası kapsamında Terörle Mücadele Şubesi tarafından gözaltına alındı.

VATAN İSTİHBARAT


Levent Temiz'in Bakırköy'deki ev ve işyerine baskın düzenleyen terörle mücadele şubesi ekipleri Temiz'i gözaltına aldı.

Temiz'in Bakırköy, Ebuzziya Caddesindeki bürosu ve Florya Basın Sitesi'deki evinde başlatılan aramalar devam ediyor.


MHP'DEN İHRAÇ EDİLMİŞTİ

Ülkü Ocakları Eski Başkanı olan Levent Temiz, Devlet Bahçeli tarafından ihraç edilmişti.

Temiz, İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek'in oğlu Mehmet Perinçek ile bir eylemde kol kola yürümüş ve 'Gerekirse silahlı mücadele ederiz' şeklindeki sözleri basına yansımıştı.


DİNK SUİKASTİNDE SORGULANMIŞTI

Ergenekon Soruşturması kapsamında gözaltına alınan Levent Temiz, Hrant dink suikasti soruşturmasında da gözltına alınmış ve savcılıktaki sorgusunun ardından serbest bırakılmıştı. ,kaynaki,vatan



Gelişmeleri izliyoruz...

Sana bir hafta süre Edibe!

 Sana bir hafta süre Edibe!
Hürriyet Gazetesi köşe yazarı Ahmet Hakan, AKP Genel Başkan Yardımcısı Edibe Sözen'i hedef alan sert bir yazı kaleme aldı.

Sözen'in AKP'de göreve başlamadan önce parti hakkındaki yolsuzluk iddialarını gündeme getirdiğini hatırlatan Ahmet Hakan, Edibe Sözen'den bu yorumlarını açıklamasını istedi. Edibe Sözen'e bir hafta süre tanıyan Ahmet Hakan açıklama gelmemesi halinde AKP hakkındaki bu yorumları kendisinin yazacağını duyurdu.

İşte o yazı

Sana bir hafta süre veriyorum Edibe

Sevgili Edibe Sözen... Eski dostum...

Başbakan’dan zılgıtı yiyip apar topar kendini Amerika’ya atınca, ne yalan söyleyeyim, üzülmüştüm biraz...

Yeniden nasıl göze gireceğini, "AKP Genel Başkan Yardımcılığı" koltuğunu nasıl koruyacağını falan merak ediyordum...

Uzun bir süre kafayı çıkaracağına da pek ihtimal vermiyordum doğrusu...

Ama işte yanılttın beni...

Öyle bir çalım atarak yeniden "gözde" oldun ki, aşk olsun yani...

Sen tut, iki Hürriyet yazarının Bebek Balıkçısı’nda konuştuklarına dair, "uzun kulaklı bir kız"dan yalan yanlış bilgiler al...

Sonra da öğrendiğin yanlış bilgileri Başbakan Erdoğan’a aktar...

Ve Başbakan’ın yeniden gözüne gir...

Hay Allah! İnsan bu kadar mı becerikli olur yahu...

Aferin Edibe! Helal olsun sana vallahi...

* * *

Eh, madem zılgıttan kurtulmak konusunda bu kadar beceriklisin...

O zaman sana becerini yeniden kanıtlaman için tarihi bir fırsat daha sunayım...

Sana bir sorum var "Becerikli Bayan Edibe"...

Söyle bakalım...

AKP’nin ilk iktidar döneminde...

Yani sen henüz AKP’ye intisap etmemişken...

İstanbul’da bir internet sitesinde, "Ankara’dan pis kokular geliyor... Dürüstlük diye işbaşına gelenler, en başta dürüstlük ilkesine aykırı hareket ediyorlar... Hırsızlık alıp başını gidiyor" minvalinde yazılar yazmıştın ya...

Senden işte o yazılarını kamuoyuna açıklamanı rica ediyorum...

İstersen bu talebimi, senin çok daha iyi anlayabileceğin ve duymaya alışkın olduğun bir forma sokayım:

Sana bir hafta süre... Açıkla... Açıklamazsan ben açıklayacağım...,kaynak,vatan

Kapalıçarşı'da döviz


AA


İstanbul serbest piyasada dolar 1,2900 YTL,
avro 1,8400 YTL'den güne başladı.

Kapalıçarşı'da 1,2800 YTL'den alınan dolar 1,2900 YTL'den satılıyor.

1,8300 YTL'den alınan avronun satış fiyatı ise 1,8400 YTL olarak belirlendi.

Serbest piyasada dün kapanışta doların satış fiyatı 1,2800 YTL, avronun
satış fiyatı ise 1,8100 YTL olmuştu.,kaynak,vatan

İktidar rantı özendirdi, yakın çevresine dağıttı

DSP'li Süleyman Yağız, hükümetten eski Bakan Abdüllatif Şener’in sözleriyle ilgili açıklama istedi

ANKA


DSP İstanbul Milletvekili Süleyman Yağız, eski Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener’in “iktidarın rantı özendirdiği ve bu rantı dirsek teması içinde olduğu yakın çevresine dağıttığı” şeklindeki sözlerini Başbakan Erdoğan’a sordu.

DSP’li Yağız, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yazılı yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na verdiği soru önergesinde, Abdüllatif Şener’in, Gaziantep’te katıldığı iftar programında, iktidarın rantı özendirdiğini ve bu rantı dirsek teması içinde olduğu yakın çevresine dağıttığını öne sürerek, "Gelin kime ne kaynak aktardıysanız, bunu Başbakanlık internet sitesinden açıklayın" şeklindeki sözlerini hatırlattı. Başbakan Erdoğan’a, “Bir zamanlar en yakınınızda olan Sayın Şener’in, iddiasını nasıl değerlendiriyorsunuz?” diye soran Yağız, önergesinde şu sorulara yer verdi:

“-Sayın Şener tarafından son zamanlarda türediği iddia edilen milyar dolar sahipleri, yeni milyarderler kimlerdir? Bunlar nasıl ortaya çıktılar ve hangi rantları bölüştüler?

-Sayın Şener’in, ‘Gelin kime ne kaynak aktardıysanız, bunu Başbakanlık internet sitesinden açıklayın’ çağrısına yanıt verecek misiniz?

-Sayın Abdüllatif Şener’in, ‘Bakın alenen söylüyorum. Mevcut hükümet ne imar değişiklikleri ile ilgili söyledikleri konuyu, ne de geçen 6 yıl içinde dağıttığı ihaleleri, imtiyaz haklarını kimlerin aldığını, siteye (Başbakanlık internet sitesine) yerleştirip tüm vatandaşlarına açamaz’ iddiasını nasıl karşılıyorsunuz?”,kaynak,vatan

Kara ve mor

Güneri CıvaoğluBugün

Kara ve mor

Almanya’da Deniz Feneri karardı.  Türkiye’de ise birilerini morarttı.
Öfke celaletinin, belagat şehveti ötesinde taallükat nisbetinden neşet  ettiğine dair rivayet muhtelif...
Frankfurt Yüksek Eyalet Mahkemesi’nde hâkim Johann Müller, Deniz Feneri’nin Almanya’nın en büyük bağış skandalı davası olduğunun altını çizmiş.
O kadar ki... Çok ses getiren UNICEF Almanya davası bile bunun yanında daha küçük kalmış.
Bu şampiyonluk, hayırlara vesile olsun.
“Türkiye onlarla da gurur duyuyor” mu?
Mahkeme salonunda “vur vur inlesin” diye neden slogan atmamışlar ki?..
Mahkûm olan 3  Deniz Fener’li kararda anlaşmışlar ve temyize gitmeyeceklerini açıklamışlar.
Bundan daha açık ve net “din kardeşliği uğruna toplanan yardım paralarını söğüşleme” itirafı olabilir mi?
Olurmuş.
Sanıklardan en ağır cezayı  alan Mehmet Gürhan, toplanan bağışları başka işlerde harcadıklarını itiraf ederek, yardım yapanlardan özür de dilemiş.
Paraların nerelere gittiği de kısmen belli.
O nedenle “özrü kabahatinden büyük” de denebilir.
Alman yargısı işaretparmağıyla Türkiye’yi gösteriyor.
Vurgunun Türkiye’dekiler tarafından yönlendirildiğini iddia ediyor.
Türkiye’dekileri isimleriyle, etiketleriyle, adresleriyle tabak gibi ortaya koyuyor.
Orient Express (Doğuya kalkan tren) Almanya’dan hareket etti.
İstanbul’a yol alıyor, bir sonraki durak da Ankara...
Her iki istasyonda da yolcular var.
Kimileri için bu Midnight Express (Geceyarısı Ekspresi) karabasanı.
Ama bir bakarsınız görünmez eller, trene makas da değiştirtebilir.

 

TSUNAMİ ve AKP 
Anayasa Mahkemesi’nde kapatma davası sürerken yapılmış olan kamuoyu araştırmasında AKP oyları yüzde 50’nin üzerinde bir oranı işaretliyordu.
Önümüzdeki yerel seçimde bu oranın yüzde 60’ı bulacağı yolunda öngörüler vardı.
AKP kapanmadı...
“Mağdur” durumda değil.
Tersine... Mağrur AKP, başkalarını mağdur etmekte...
AKP’nin kendi zenginlerini ürettiği  ve sistemle bütünleştiği tabanında giderek daha fazla algılanmakta.
Bu sosyal ve ekonomik statü sıçramalarında birileri dört çeker ciplere, köşklere, gökdelenlere, alışveriş merkezlerine yükselirken, bir zamanlar aynı mahalleyi paylaştıkları, hâlâ yardım faslından odun-kömür, yağ-şeker-makarnaya talim etmekten mutlu değil.
Fakat gene de bunların AKP oylarını çok etkileyebileceği sanılmamalı.
Hatta... İslami siyaset, oy kullanımında en etkin katsayı değil.
Buna karşılık...
Ekonomi fırtınalarında iktidarlar dümen tutturamıyor.
Sürüklenebiliyor.
O nedenle... Amerika’dan esen müthiş fırtınayla çatırdayan ekonomisi için haberler önemli.
Hortum, Amerika’da finans devlerini yutarak ilerledi ve İngiltere’ye vardı.
Avrupa da sarsılmakta.
Ardından Türkiye’ye vuracağı görünmekte.
AKP ya da herhangi bir iktidar böyle bir durumda zorlanır.
Yara alır.
Hiç temenni edilmez ama... Örneğin...
Dış sermaye girdileriyle finanse edilen cari açık, bu girdiler duralar ve yabancı sermaye kaçmaya başlarsa büyüyebilir. TL değeri düşer. Döviz kanatlanır.
Bu ise enflasyonu yeniden tırmandırır. Faizleri de yukarı çeker.
Ekonomik durgunluğun beraberinde küçülmeyi ve artan işsizliği getirmesi kuraldır.
AKP’nin iktidar olduğu yıllar boyu küresel rüzgârlar hep arkadan esmiş, yelkenleri doldurmuştu.
Oysa şimdi küresel rüzgârlar ters esiyor.
Gerçi... Petrol zengini Arap fonları hayli şişkin ve  bunların cari açığına ilaç olması bir formüldür ama o fonların riskli ülkelere değil, sağlam ekonomilere yönelmesi daha büyük bir olasılık.
Kısacası... Zor bir dönem.
AKP, şu duyarlı süreçte enerjisini, içeride hayali düşmanlar yaratıp hayalet taşlayarak tüketeceğine, Türkiye’nin tüm insanlarını, kurumlarını kucaklayarak yaklaşan küresel fırtınayı göğüsleyecek ulusal  bütünlük oluşturmalıdır.
Bu, hem onun hem Türkiye’nin yararına olur.
Başbakan Erdoğan, 22 Temmuz’dan sonra verdiği “Bütün Türkiye’nin Başbakanıyım” sözünü anımsamalı.,kaynak,milliyet

Başbakan Erdoğan'a açık mektup...(3)

Başbakan Erdoğan'a açık mektup...(3)

Sayın Başbakan;   Biliyorum, Amerika ve dünya yakın tarihinin en büyük finans kriziyle çalkalanırken ve Türkiye ekonomisi bu krizin de etkisiyle gitgide kırılgan hale gelirken mektupları sürdürmek biraz tuhaf kaçıyor.
Ama buna siz yol açtınız.
Biz değil.
Anayasa Mahkemesi'nin AKP kararından beri, demek ki iki aydır, bu köşede Türkiye'nin gerçek gündemi ne olmalı diye kaç tane yazı çıktı.
AB seferberliği dedim, ekonomide yapısal reformlar dedim, demokratikleşme dedim, Kıbrıs dedim, Kürt sorunu dedim, PKK ve dağın yolunu kesmek ya da dağdan indirmek dedim, yolsuzluklarla mücadele dedim.
Ama siz fazla itibar etmediniz. Medya kavgası başlattınız.
Üstelik neden?
Deniz Feneri nedeniyle...
Oysa, medya gazetecilik görevini yapıyordu. Bu yüzden medyayla kapışmak yerine, dün Almanya bölümü mahkeme kararına bağlanan bu büyük yolsuzluk olayının Türkiye'ye uzanan karanlık köklerini aydınlatmak için çok daha kararlı davranabilirdiniz.
Olmadı.
Gerçek gündem bu tavrınızdan dolayı maalesef saptı. Dileriz, bu olumsuzluktan Türkiye yakın zamanda kurtulur.
Sayın Başbakan;
Bu ülkede başbakanlık koltuğuna oturan liderler açısından tehlikeli bir nokta ya da eşik vardır:
İkinci dönem... (*)
Siz de geçen yılki seçim zaferinizle 'ikinci dönem'e adım attınız ve TBMM'deki büyük çoğunluğunuzla ikinci kez başbakanlık koltuğuna oturdunuz.
Yakın siyasal tarihimize bakınca bu ikinci dönemlerin başbakanlara pek fazla yaramadığı görülür.
Menderes'i hatırlayın.
Demirel'i hatırlayın.
Özal'ı hatırlayın.
Bir zamanlar büyük kitleleri peşlerinden sürükleyen bu muhafazakâr liderlerin hepsi, iktidarlarının ikinci döneminde tökezlemişlerdir.
Sayın Başbakan;
Menderes-Demirel-Özal örneklerine bakarak ikinci dönemlerde uç veren tehlikeli eğilim acaba nedir?
'Kendi başına buyruk davranmak'tır. Çevreye 'evet efendimci' toplamaktır. 'Farklı sesler'e kulak kapamaktır. 'Danışmak'tan kaçınmaktır.
Kısacası:
Tehlike, 'tek adamlık' eğilimidir.
Sayın Başbakan;
'Özal örneği'ni anımsamaya çalışın. Alternatifsizlik duygusu ve iktidar sarhoşluğundan da beslenen bu tehlikeli eğilim ya da siyasal illet, merhum Özal'a ikinci başbakanlık döneminde 1987'den itibaren fazlasıyla musallat olmuştu.
Biliyor musunuz, bunu size en iyi kim anlatabilir?
Korkut Özal...
Şu sıralar bir ameliyat geçirmiş olan Korkut Bey'e bir geçmiş olsun ziyareti yapabilirseniz ve eğer isterseniz, o size sevgili kardeşinin yüzde 45'ten yüzde 20'ye iniş sürecini ve bu süreçteki 'yolsuzluk çarkı' dahil birçok nedeni çok iyi özetleyebilir.
Sayın Başbakan;
Bu ülkede siyaset-medya ilişkileri çok uzun yıllardır sorunludur. Ve tek boyutlu değildir sorun. 
Siyasetin yanlışları vardır.
Medyanın yanlışları vardır.
Mesleğini seven bir gazeteci olarak, bu konuda siyasetin ve medyanın hallerinden yıllardır mutlu değilim.
Siyaset-medya ilişkilerindeki çarpıklıklar, bu ülkede siyaseti bazen rayından çıkarırken istikrarsızlaştırıyor da. Aynı zamanda benim mesleğimi olumsuz etkilerken, bazen çirkinleştiriyor da...
Maalesef öyle.
Sayın Başbakan;
Size bir sorum var:
Başbakan olduktan sonra kendinize yakın, daha çok sizi destekleyen, gerektiğinde bir telefonla sizin sözünüze gelecek, yani Başbakan olarak kontrolünüzde sayılabilecek gazete ve televizyonlar olsun istediniz mi?
Bunun için çaba sarf ettiniz mi?
Sonuç aldınız mı?
Bir başka deyişle:
Şimdi sizi dinleyen, size kulak veren, sizin kurmaylarınızın telkin, istek ve uyarılarını dinleyen medya odakları var mı bu ülkede?
Yok diyebilir misiniz?
Sanmıyorum.
Zaten hayır deseniz de, kimileri taze öyle örnekler var ki, inandırıcı olamazsınız.
Sayın Başbakan;
İşte yanlış burada başlıyor.
Elbette yeni değil bu yanlış. Türkiye'de siyaset-medya ilişkilerini öteden beri sorunlu hale getiren bu yanlış ya da illetin uzun bir geçmişi var. Sizin de bu açıdan bir istisna oluşturduğunuza ihtimal vermiyorum.
Evet, sizin deyişinizle 'şapkaların karışmaması' lazım.
Siyasetçi şapkası...
Medya patronluğu şapkası...
İşadamlığı şapkası...
Bu şapkaların karışmaması ve kimse kimseye gölge etmeden herkesin kendi işini en iyi şekilde yapması gerekiyor. Demokrasi açısından da yaşamsaldır bu işleyiş. Ne kadar işe yarıyor bilmiyorum, ama ben de bu ilkeyi yıllardır savunuyorum.
Onun içindir ki:
Şapkaların karışmaması için size ve siyaset kurumuna olduğu gibi, medya sahipleriyle kurum olarak medyaya ve tabii biz 'gazeteci milleti'ne düşen görev ve sorumluluklar var.
Sayın Başbakan;
Sizin gölgeniz de medyaya düşmesin. Medyaya karışmak yerine, basınıyla, televizyonuyla, radyosu ve internetiyle medyanın bizde de ileri demokratik ülkelerdeki gibi olması için gerekli yasal düzenlemeleri gündeme getirin.
Medya patronları, nasıl laiklikte kiliseyle devlet ya da camiyle devlet arasında duvar varsa, bunun bir benzerini medyayla medya-dışı işleri arasında ilkeli biçimde inşa etmelidirler.
Biz gazeteci milletine gelince...
Gazetecilik diye bir meslek olduğunun bilinciyle, bu mesleğin omurgasının bazı ilkelerden oluştuğunu ve bunlara sahip çıkmamız gerektiğini hiç unutmayalım.
Kendi mesleğimizin bağımsızlığını ilgilendiren bu ilkeleri hem iktidarlara, hem iş dünyasına, hem de özellikle kendi patronlarımıza karşı kararlılıkla savunalım. Örneğin, editoryal anlaşmalar yapabilelim medya sahipleriyle...(**)
Bu bakımdan kendi yanlışlarımızı da, medya sahiplerinin -tabii Aydın Doğan dahil- yanlışlarını da biliyorum. Bunları kendi aramızda da, eskiye kıyasla çok daha fazla tartışıyoruz.
Sayın Başbakan;
Biliyorum laf uzadı.
Türkiye'nin 'gerçek gündemi'ne artık Alman mahkemesinin dünkü kararıyla birlikte Deniz Feneri olayı da oturmuş durumda. Kökleri Türkiye'ye uzanıyor.
Aydınlatılması şart.
Siyaset-medya ilişkilerindeki yanlışlarla olduğu gibi yolsuzluklarla da demokrasi iç içe olamaz. Hükümetinizin yolsuzluklarla mücadeleyi daha ciddiye alması gerekiyor.
Sütun komşum Güneri Cıvaoğlu dünkü yazısında haklı olarak belirtti. Ergenekon davasıyla ilgili olarak, benim televizyondaki bir sorum üzerine, "Ucu nereye kadar varırsa varsın gidilecek" demiştiniz.
Şimdi aynı kararlılığı Deniz Feneri'nde de göstermeniz gerekiyor Sayın Başbakan.
Allah kolaylık versin!
En iyi dileklerimle... 
------------------- 
* Bu konuda, duayenimiz Altan Öymen'in 'İkinci zafer hazımsızlığı' başlığını taşıyan yazıları, Radikal'in 28 ve 29 Ocak 08 tarihli sayılarında okunabilir.
**  Bu konuda geçen aralık ayında, The Wall Street Journal gazetesinin Rupert Murdoch tarafından satın alınmasıyla ilgili olarak -bu arada Sabah-ATV'nin Çalık Grubu'na geçmesi vesilesiyle- bu köşede üç tane yazım çıkmıştı.,kaynak,milliyet

Dava için para!

Taha AkyolObjektif

Dava için para!

DENİZ FENERİ adıyla Almanya'da kurulu derneğin üç sorumlusu "organize dolandırıcılık" suçundan mahkûm oldu! Topladıkları yardım paralarından 17 milyon euro'yu yasadışı olarak Türkiye'ye aktarmışlar!
Alman Savcı Lötz, "Asıl failler Türkiye'de" diyor. Alman Hâkim Müller'in sözleri de şöyle:
"Olayın bir kısmı Türkiye'de gerçekleşmiştir, Türkiye'den aldıkları talimatları yerine getirmişlerdir... Bu sadece dolandırıcılık değil, inanç özgürlüğüne ve demokrasiye karşı da bir suçtur!"
Bu beyanlar, Türkiye'de hükümetin ve adli makamların derhal "asıl failleri" ve "talimat verenler"i ortaya çıkarıp yargıya teslim etmek üzere harekete geçmeleri için yeterlidir! Alman Adalet Bakanlığı'nın "adli yardım" tezkeresi yazmasını beklemek yanlıştır.

Sosyal taban
Bu olay sadece "büyük çaplı yolsuzluk" değildir; "inanç" ve "dava" faktörleri sebebiyle, ciddi bir sosyal yaradır.
Hepsine yolsuzluk denilemez ama bu alanda ortada muazzam meblağlar dönüyor. Ali Bulaç da 80 bin camide her hafta kayıtsız kuyutsuz para toplanmasına dikkat çekiyor. Bundan daha önemlisi, büyük 'yardım' ve 'dava' organizasyonlarıdır.
Küçük gruplar içinde büyük yolsuzluklar olmaz; herkes birbirini tanır, toplanan para hemen mahalledeki fakir fukaraya veya caminin tamiratına falan harcanır.
Fakat organizasyonlar büyüdükçe paralar da suiistimal fırsatları da katlanarak büyür! Hatta,"fakirlere yardım" için verilen paralarla "dava için" kâşaneler kurmak gibi 'vicdani' kılıflar uydurulur kolayca!
Bizde kayıtdışı ekonomi gibi, kayıtdışı yardım da çok yaygındır. Çünkü "noter, defter, vergi kaydı, denetim" gibi kurumlara ihtiyaç duyulmayan köy toplumu geleneğinden geliyoruz.
Şehirlere ve Almanya'ya göçtüğümüzde de aklımıza kayıt kuyut gelmeden, denetim var mı diye bakmadan, modern işletmecilik yapılıyor mu diye araştırmadan parayı veriyoruz. Bazen "yardım" diye, bazen "kâr ortaklığı" diye!
Bazen kötü işletmecilikten batıyorlar, bazen böyle yolsuzluklara gidiyor paralar!

Ne yapmalı?
İlk tedbir caydırıcılıktır: Hür medyanın bu olayların üzerine gitmesi; hükümet, mali polis, müfettiş ve yargı kurumlarının derhal soruşturma açması... Yanlış işin ergeç ortaya çıkacağı korkusunun hissedilmesi gerekir. AKP iktidarı Deniz Feneri konusunda gevşek davrandı maalesef, şimdi bari üzerine gitmelidir.
İkincisi, yardım toplama ve dağıtma alanında kurumlaşmayı ve şeffaflığı teşvik edecek, suiistimal fırsatlarını denetim altına alacak yasal ve idari düzenlemeler yapılmalıdır.
Geniş bir toplumsal yardımlaşma tabanına dayanan AKP bu konuda büyük bir sınavla karşı karşıyadır. Bu hem siyasi bir sınavdır, hem toplumdaki geniş yardımlaşma potansiyelini meşru bir zemine çekmek için toplumsal bir görevdir.
"Göz açtırmama" saplantısıyla toplumdaki yardımlaşma geleneğini tahrip etmek büyük hata olacaktır. Katolik Kilisesi'nin yardım ağını yok etmek için Jakoben Fransa bunu yapmıştı; bugün gönüllü kuruluşların ve sosyal yardımlaşmanın en düşük düzeyli olduğu Batı toplumlarından biri Fransa'dır!
Kilise cemaatleri tarafından en geniş sosyal yardım ağının yürütüldüğü ve sivil gönüllü kuruluşların da en yaygın olduğu toplumlar ise Amerika ve ardından İngiltere'dir. (Almond and Verba, Civic Culture, sf. 246 vd.)
Bu meseleye yine değineceğim.,kaynak,milliyet

Alman Yargıç Müller’in sözleri

Fikret BilaYön

Alman Yargıç Müller’in sözleri

Almanya’daki Deniz Feneri e.V. davası dün sonuçlandı. Frankfurt Eyalet Mahkemesi, sanıkları “dolandırıcılık”tan mahkûm etti. Sanıklardan Mehmet Gürhan da önceki gün itirafta bulunmuş ve yardım paralarını başka yerlere harcadıkları için, “Bize inananlardan özür dileriz” demişti. İnanç istismarıyla toplanan paraların başka yerlere harcandığı, dün mahkeme kararıyla kesinleşmiş oldu.

Müller ne dedi?
Davayı gören Frankfurt Yüksek Eyalet Mahkemesi Başkanı Yargıç Johann Müller, mahkûmiyet kararını açıklarken, çok önemli mesajlar verdi.
Müller, bugüne kadar Deniz Feneri e.V.’nin 41 milyon euro toplandığını açıkladı. 17 milyon euro’nun Türkiye’ye gönderildiğini, bunun 8 milyon euro’luk kısmının Türkiye’deki Deniz Feneri Derneği’ne verildiğini, geri kalan kısmının ise çeşitli yerlere harcandığını belirtti. Amaç dışı kullanılan paradan sadece 4 milyon euro’nun Almanya’da kaldığını kaydetti.
Alman Yargıç Müller, bu bilgileri verdikten sonra sanık Mehmet Gürhan’ın dernekte yönetici olmasına karşın Türkiye’den yönlendirildiğini söyledi. Yargıç, kararları Gürhan’ın almadığını, Türkiye’den gelen talimatlara göre davrandığını ve onları da dava süresince korumaya çalıştığını ifade etti.
Yargıç Müller, Türkiye’de ise Zekeriya Karaman’ın ön plana çıktığını söyledi.

Sözler Türk yargısına
Müller’in mahkûmiyet kararını açıklarken söyledikleri, Türk yargısına mesaj niteliğinde.
Müller’in sözlerinden de anlaşılıyor ki, bu iş Türkiye’den yönetiliyor. “Dolandırıcılık”tan Almanya’da mahkûm olanlar dışında, asıl karar verenler ve yönetenler Türkiye’de. Nitekim davanın savcısı da önceki gün asıl sorumluların Türkiye’de olduğunu ifade etmişti.

Şimdi sıra Türk yargısında...
Bu davanın Türkiye uzantılarının soruşturulması yapılıyor. Elde edilecek bilgi ve belgelere göre büyük olasılıkla yargı süreci Türkiye’de de başlayacak.

Özür yetmez
Deniz Feneri e.V. davası Türkiye’de bazılarını rahatsız etti. Olayı görmemeye çalıştılar veya savunmaya geçtiler. Bunlar arasında önemli siyasi şahsiyetler de var. Ancak Alman yargısı olayın adını koydu: Dolandırıcılık...
Dolandıranların kullandığı yöntem, din sömürüsü. İnanç istismarıyla toplanan paraların çok önemli bir kısmının yardım bekleyenlere değil, belirli bir siyasi görüşün desteklenmesi amacıyla şirketlere, yayın kuruluşlarına gittiği anlaşılıyor. Rahatsızlık da bundan kaynaklanıyor.
Sanıklardan birinin çıkıp, “Bize inanlardan özür dileriz” demesi yetmez. Bu olayın Türkiye ayağı Almanya’dan çok daha büyük ve önemli olabilir.

Paralar nerede?
Alman yargısının amaç dışı kullanıldığını saptadığı paralar nerede? Türk yargısının bunu ortaya çıkarması gerekiyor.
“Dinden, imandan kardeşlikten, yardımlaşmaktan” söz edilerek, masum vatandaşların duyguları kullanılarak toplanan bu paraların hangi kişilere teslim edildiği ve hangi amaçlarla kullanıldığının aydınlığa kavuşturulması Türk emniyeti ve yargısının görevi...
Alman yargısı görevini yaparken, Türk yargısına da önemli ipuçları vermiş oldu.,kaynak,milliyet

Uydurmalarla dini bozdular



SORU: “Sen olmasaydın, ben bu kâinatı yaratmazdım” (İmam-ı Rabbani 2/320) ifadesi hadis mi değil mi? (Mevlüt Ataoğlu)

CEVAP: Bu ifade, hadis bilginlerine göre uydurmadır. Aslı yoktur. Sanani, bu sözün uydurma olduğunu söylemiştir. İsterseniz Keşful-Hafa ve Muzilul-İlbas cilt 2, sayfa 164’e bakabilirsiniz. Böyle uydurmalarla dini bozdular, hurafelere belediler. Ben de güzel Kur’ân dinini hurafelerden arındırmaya çalışıyorum. Peygamberimizin, “Uydurduğu yalanı üstüme atan kimse cehennemdeki yerine hazırlansın” şeklindeki ifadeleriyle yalanları halka doğru gibi, Peygamber sözü gibi gösterenler günah işliyorlar. İnsanların vebali onların üzerine olacaktır. Dinde edep şarttır. İnsanın yerini, ilminin derecesini bilmesi büyük edeptendir.

Zekatın ödeneceği tarih

SORU: Zekat nisabını aşan param var. Yakında bir yıl dolacak. Zekat bedelini mutlaka birine nakit olarak ödemeli miyim? Yoksa fakir bir öğrencinin bir dönemlik yemek parasını zekat niyetiyle versem olur mu? Zekat bedelini hesaplarken malın elime geçme tarihindeki değeri mi yoksa zekat ödeneceği tarih mi esas alınacak? (A. Ezel)

CEVAP: Zekatı bir öğrenciye burs olarak da yemek parası olarak da verebilirsiniz. İlle parayı onun eline vermek şart değildir. Önemli olan sizin hesabınızdan zekat miktarının çıkması ve yoksula geçmesidir. Zekat, mala sahip olduktan itibaren bir yıl geçmekle farz olur. Zekatın ödenmesi gereken tarih, ele geçen malın yılını doldurduğu tarihtir.

Bir okura kitap önerisi

İSTANBUL Çengelköy’den bir okurum diyor ki: “Dinimizi daha çok araştırıp bilgi edinmek istiyorum. Bana hangi eserinizi önerirsiniz? İslâm’ın çok güzel bir din olduğunu biliyorum. Allah’ın yolunda ayrılmak istemiyorum.” Cevabım şudur: Dinimizi daha iyi öğrenmek için “Yeni İslâm İlmihali” ve “Kur’ân-ı Kerîm Tefsiri” adlı eserlerimi okumanızı tavsiye ederim. Vaktiniz olursa 30 ciltlik Kur’ân Ansiklopedisi’ni almanız ve madde madde Kur’ân öğretisini okumanız çok yararlı olur. Ayrıca tasavvuf hakkında da “İslâm Tasavvufu” adlı eserimi okumanızı öneririm. Şu telefonla irtibat kurabilirsiniz: 216 492 66 13. Adres: Nuhkuyusu Cad. No: 267 Bağlarbaşı/Üsküdar/İstanbul.