Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
Mart 2008 tarihli yazilar Mart 2008 tarihli diger ogeler resimler , videolar

bankerler, büyük, kar, ediyor

Krizin sorumlusu hırslı süper bankerler

 
 
 
 
Krizin sorumlusu hırslı süper bankerler
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Başkanı Kemal Derviş, dünyada türbülanslar yaratan ekonomik krizlerden "yeni kuşak" hırslı "süper bankerleri" sorumlu tuttu.

Kemal Derviş, Hindistan’da yaptığı konuşmada yeni kuşak "süper bankerlerin" kár peşinde koşarken gösterdiği açgözlüğünün, en yoksul ülkelerdeki yoksulluğu azaltma hedeflerini geciktirme riski içeren bir ekonomik krizi tetiklediğini söyledi. Derviş, İngiliz The Times gazetesinde yeralan açıklamalarında, son 10 yılda yaşanan üç ekonomik krizden "aşırı etkinliğe sahip, az yasal düzenlemelere tabii olan" finansal sektörü sorumlu tuttu.

BANKERLER BÜYÜK KÁR EDİYOR: Derviş, söz konusu üç kriz olarak, 1997’deki Asya krizi, 2001’deki e.ticaret krizi ve halen devam eden ABD kaynaklı kredi krizlerden bahsetti. Derviş şunları söyledi: "Süper bankerler, hedge fonların yöneticileri ve özel yatırım şirketleri, 21’inci yüzyıl kapitalizminin yeni baronları oldu. İnanılır gibi değil: ABD’de son birkaç yılda toplam şirket kárlarının yüzde 40’ı, finansal sektörde elde edildi." Satın alma gücü paritesine göre yüzde 4-5’lik dünya ekonomik büyümesinin, kalkınma için ’harika’ olduğunu, büyük bir yavaşlamanın ise ciddi bir aksilik oluşturacağını vurgulayan Derviş, bankerlerin, piyasalarda oluşan balonlardan büyük karlar sağladıklarını ancak balon patladığında bunun bedelinin asıl, hükümetlerce gerçekleştirilen kurtarma operasyonları ve agresif faiz indirimlerince alevlendirilen yüksek enflasyonun aracılığıyla sıradan insanlar tarafından ödendiğine dikkat çekti.

BM HEDEFLERİNE ETKİSİ: Finansal sektörün üretici olmadığını, üreten kaynaklar için aracılık yaptığını, organize ettiğini belirten Derviş, dünya ekonomik büyümede meydana gelebilecek büyük bir düşüşün, 2015 yılına kadar yoksulluğun yarıya indirilmesini, Aids’in yaygınlaşmasının durdurulmasını öngören BM’nin Binyıl Kalkınma Hedeflerini gerileteceği uyarısını yaptı.
 
 

ATM'ye hücum

 
 
 
ATM'ye hücum
Bir marketteki ATM makinesinin istenen miktarın iki katı para verdiği anlaşılınca, yüzlerce insan makineye hücum etti.

İngiltere'de, bir marketteki para çekme makinesinin istenen miktarın iki katı para verdiği anlaşılınca, makinenin önünde uzun kuyruk oluştu. Para çeken bir kişi, makinenin fazla para verdiğini söyler söylemez, haber yıldırım hızıyla yayıldı.

Herkes ailesine ve arkadaşlarına durumu bildirdi ve bir anda bu kadar "cömert" makinenin önünde yüzlerce kişi birikti.
Yoldan otomobilleriyle geçerken ne olup bittiğini anlamak için duranlar da kuyruğa katıldı.

Daily Mail gazetesinin haberine göre, insanlar paranın geri istenip istenmeyeceğini düşünmeden tekrar tekrar para çekmeye başladı. Çılgınlık, makinedeki para tükeninceye kadar üç saat sürdü. Özel bir şirkete ait olan para çekme makinesinden toplam ne kadar para çekildiği hakkında bilgi verilmedi.
 

Piyasalar yara sarıyor


 
hurriyet.com.tr
 
Piyasalar yara sarıyor
BU HABERİN DETAYI
 
 
Piyasalar mutlaka etkilenecek
 
Yurtdışı piyasalar toparlandı
 
Borsada kritik seviyeler
 
Uzmanlar borsayı değerlendirdi
 
 
Piyasalarda dün yaşanan toz duman dağılmış görünüyor. ABD borsalarının artıya dönmesinin ardından bugün de yurtdışındaki yükseliş piyasaları olumlu etkiledi. Piyasalar şimdi merakla FED'in bugün yapacağı toplantıyı bekliyor.

FED'den kritik toplantı

Borsa 22 milyar dolar eridi

Borsa dünkü çöküşün ardından bugün açılışla birlikte yara sarmaya başladı. Açılışta gelen alışların fazla kuvvetli olmadığı dikkat çekerken borsa, saat 10.10 itibariyle yüzde 1.3 artışla 39 bin 912 puana çıktı. Arkasından gelen satışlarla dünkü seviyelerine yaklaşan borsa, seansın ikinci yarısında ise yeniden yönünü yukarı çıkardı. Borsa ilk seansı yüzde 1.32 artışla 39 bin 932 puandan tamamladı. 

İkinci seans açılışında ise alımların hızlandığı dikkat çekti. Özellikle Avrupa borsalarındaki alımlar ve ABD vadeli işlemlerdeki yükseliş İMKB'yi de olumlu etkiledi. Borsa, ikinci seansın başlarında yüzde 2.2 artışla 40 bin 300 puan seviyesine tırmandı. Saat 15.30 itibariyle ise 40 bin 500'ün üzerine çıktı. 

Gün sonuna kadar alımların etkili olduğu piyasada kapanış yüzde 3.33 artışla 40 bin 720 puandan gerçekleşti.

Borsayı değerlendiren uzmanlar, özellikle yurtdışındaki olumlu havanın içeriyi de olumlu etkilediği görüşünde. Ayrıca ABD'de Lehman Brothers ve Goldman Sachs tarafından açıklanan bilançoların da beklendiği kadar kötü olmaması yatırımcılara cesaret verdi.  

Borsada 38 bin 500-39 bin bandının önemli olduğunu düşünen uzmanlar, endeksin dün de bu seviyeden döndüğünü hatırlatarak söz konusu seviyelerin yine kuvvetli göründüğünü düşünüyor. Direnç olarak ise 40 bin 900 seviyesi öne çıkıyor. 

Dolar aldığını geri verdi    

/_newsimages/5202423.jpgDolarda dün yaşanan hareketlilik bugün yerini düşüşe bıraktı. Yurtdışı piyasalarda havanın biraz olsun düzelmesi ile içeride de dolara sert satışlar geldi.

İstanbul serbest piyasada dolar 1,2500 YTL, euro 1,9800 YTL'den güne başladı. Serbest piyasada önceki kapanışta doların satış fiyatı 1,2560 YTL, euronun satış fiyatı ise 1,9770 YTL olmuştu.

Serbest piyasada sakin hareket eden dolar genelde 1.25'in hemen altında işlem gördü. Dolar saat 12.00 itibariyle 1.2480 YTL ile dünkü seviyesinin yüzde 1.1 altına indi. Öğle saatlerinde dolar üzerindeki satış baskısı artarken, kurlar saat 14.00 itibariyle 1.2430 seviyesine kadar indi. Öğleden sonra ise devam eden satış baskısı kuru 1.2330 YTL'ye kadar çekti. Böylece dolar cuma günkü seviyelerine geri dönmüş oldu. 

İstanbul Fashion yayın hayatına olaylı başladı

'Türkiye'nin ilk ve Türk moda kanalı' olarak lanse edilen İstanbul Fashion TV önceki gece Seyrantepe Midas Stüdyoları'nda gerçekleştirilen bir parti ve defile ile yayın hayatına başladı. İstanbul Fashion TV'nin açılış partisine Zeynep Yılmaz, Tuğba Ekinci, Melek Yargıcı, Şebnem Schaeffer, Murat Göğebakan ve Buket Saygı gibi isimler katıldı. Zeynep Yılmaz bayıldı Geceye, Tuğba Ekinci ile daha önce yüzüne şişe fırlattığı ve arabasına zarar verdiği iddiasıyla mahkemeye verdiği Zeynep Yılmaz arasındaki kavga damgasını vurdu. Yılmaz ve Ekinci'nin kokteyl alanında birbirlerine hakaret etmeleri ile ortam bir anda gerildi. Baygınlık geçiren Yılmaz'ı, kardeşi kucağına alarak dışarı çıkarırken, Ekinci de arkadaşları tarafından güçlükle yatıştırıldı. Parti, kavganın ardından şarkıcı Tan'ın konseri ve modacıların defileleri ile devam etti.

"Yalan söylüyorlar, hak kaybı yok"

Sendikalar 14 Mart Cuma günü iki saat iş bırakma eylemi yapma kararı alırken, Erdoğan bugün AKP grubunda yaptığı konuşmada, sendikaların yasanın olumlu yanlarını ele almadıklarını savunarak, yasanın içeriğini ve neler getirdiğini anlattı. AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TBMM gündeminde bulunan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasa Tasarısını değerlendirirken, ''Bir çok meselede olduğu gibi çözümsüzlüğü çözüm gibi gösterenler, ucuz popülizme teşebbüs etmesinler. Konuyu istismar aracı haline getirmek isteyenler, realite ile yüzleşmek zorundadır'' dedi. Partisinin TBMM grup toplantısında konuşan Erdoğan, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda değişiklik öngören yasa tasarısına değindi. Erdoğan, ''Toplumun huzur ve mutluluğunu esas alan diğer sosyal politikalar gibi Sosyal Güvenlik Reformu ile ilgili düzenlemenin de toplumun huzurunu, mutluluğunu esas aldığını'' kaydetti. Söz konusu tasarının TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunundan geçtiğini, yakında TBMM Genel Kurulu gündemine geleceğini ifade eden Erdoğan, çok boyutlu reformun en geniş anlamda toplumun katılımını, sosyal tarafların katılımını zorunlu kıldığını vurguladı.Erdoğan, Ekonomik ve Sosyal Konseyin 3 Ocak 2008'de yayınladığı bildiride açık çağrıda bulunduğunu hatırlatarak, ''(Tasarı kanunlaşıncaya kadar bütün kesimlerin görüş ve önerilerine kapımız ardına kadar açıktır) dedik. Bu çağrımız halen geçerlidir. Hangi kurumun olmazsa olmazları neler ise bize bildirin dedik'' dedi. Meselenin bütün boyutlarıyla işçi, işveren ve emekli örgütlerinin temsilcileriyle tartışıldığını, dün akşam bu kuruluşlardan birinin temsilcisinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ile de görüştüğünü kaydeden Erdoğan, şöyle konuştu: ''Bir çok meselede olduğu gibi çözümsüzlüğü çözüm gibi gösterenler ucuz popülizme teşebbüs etmesinler. Kimseyi itham etmek kastıyla söylemiyorum ancak bu konuyu bir istismar aracı haline getirmek isteyenler realite ile yüzleşmek zorundadır, sorumluluk altında değerlendirmelerini yapmak durumundadırlar. Çünkü bu ülke hepimizin, bu sorunları hep birlikte çözeceğiz. Burada, kalkıp da 'acaba ben bundan nasıl bir siyasi rant elde edebilirim, acaba ben bunu kendim için nasıl bir siyasi ranta dönüştürürüm' gibi basit hesaplar içine girmesinler. Bu, döner kendilerini vurur, bunu bilsinler. Uzun sürmez, kanun çıksın, uygulama başlasın, bunların hepsi yerli yerine oturacaktır. Bunu da söyleyeyim, bu konuda kendimize güveniyoruz. Çünkü samimiyetle bu kanunu düzenledik ve yaptık. Bizim bütün arzumuz, eşitsizliklerin mümkün olabildiği kadar giderilebilmesidir. Bu toplumun geleceğini, bu milletin uzun vadeli çıkarlarını düşünmek, toplumu bir bütün olarak algılayabilmek sadece Hükümetin değil, kamusal faaliyet gösteren her kurum ve kuruluşun da görevidir.'' Kendi iktidarına kadar bütün sendikaların en güçlü talebinin, sosyal güvenlik kurumlarının birleştirilmesi, tek çatı altında toplanması olduğuna işaret eden Erdoğan, SSK, BAĞKUR ve Emekli Sandığının 5502 sayılı kanunla 16 Mayıs 2006 tarihinde birleştiğini ve tek çatı altında toplandığını söyledi. Erdoğan, ''Pratikte henüz aşamadığımız sorunlar var. Ancak, bu ideal gerçekleşti. Bunu kim yaptı, AK Parti iktidarı yaptı'' diye konuştu. ''BU DA NEREDEN ÇIKTI HAVASINDA FİKİR YÜRÜTÜYORLAR'' Norm ve standart birliğini sağlamaya dönük 5510 sayılı yasanın Anayasa Mahkemesinin bazı hükümlerini iptal etmesi nedeniyle yürürlüğe girmediğine dikkati çeken Erdoğan, şimdi iptal gerekçelerini de karşılayan norm ve standart birliği amacını gözeten yeni bir tasarı hazırladıklarını ve Meclisin gündemine getirdiklerini anlattı. Mevzuatı birleştirerek farklı sosyal güvenlik kurumları şemsiyesi altındaki vatandaşları gerçek anlamda ''ortak bir şemsiye'' altına almayı amaçladıklarını kaydeden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Birileri sanki düne kadar öyle bir sorun yokmuş gibi, 'bu da nereden çıktı?' havasında fikir yürütüyor. Çalışma Bakanımız öncelikle Üçlü Danışma Kurulunda bütün sosyal taraflara ayrıntılı olarak bilgi verdi. Ardından siyasi partilerimizin grupları bilgilendirildi. Keza, üniversitelerimizin görüşleri alındı. Alınan görüş ve öneriler büyük ölçüde tasarıya yansıtıldı. Kuşkusuz realite, Türkiye'nin imkan ve kaynakları ölçüsünde bir karar almayı da zorunlu kılıyor.'' ''DÜNDEN BUGÜN GÖRÜLEBİLSEYDİ...'' Erdoğan, düzenlemenin ne getirdiği, hangi toplumsal kesimleri ne ölçüde etkilediği konusunda bilgi verirken, ''Sosyal devlet ilkesinin gereği olarak, bu düzenlemeyle emeklilik koşulları ve maaş hesapları işçi, memur ve esnaf için eşitleniyor. Herkes, farklı hukuk düzenlemelerine tabi olmaktan çıkarılıyor ve bir eşitlik ilkesi getiriliyor. Bu bir mecburiyettir, bu bir zorunluluktur. Ekonominin realitesi de bunu gerektiriyor'' diye konuştu. Sosyal güvenlik sistemiyle ilgili kararların en az 40-50 yıllık perspektiflerle hazırlanmak zorunda olduğuna işaret eden Erdoğan, bunun, işin tabiatı gereği olduğunu vurguladı.Erdoğan, ''Bakınız içim üzülerek ifade ediyorum. Bundan 39 sene önce 1969'da, gelecekle ilgili, Türkiye'nin geleceğiyle ilgili yapılan yanlış bir öngörü, bugün önümüzde açık olarak duruyor. 1991'de bu açık 300 milyar YTL idi. 10 binde 5 iken, bugün bu açık Gayri Safi Milli Hasılamızın yaklaşık yüzde 4'ü seviyesine yükselmiştir. Dünden bugün görülebilseydi, bu böyle olmayacaktı. Ama bugün aynı yanlışı devam ettiremeyiz. Geleceği doğru hesaplamak ve doğru planlamak zorundayız'' dedi. ''PRİM GÜN SAYISININ 7 BİNDEN 9 BİNE ÇIKARILMASI...'' Yaptıklarının, temelde çalışma hayatını, çalışma barışını esas alan bir düzenleme olduğunu ifade eden Erdoğan, bugünü ve yarınlarını güvenceye alan bir düzenleme yapıldığını kaydetti. Çalışanları sistemin içinde tutmaya dönük düzenleme yaptıklarını belirten Erdoğan, ''Prim ödeme gün sayısının 7 binden 9 bine çıkarılmasına itiraz edenler, bu uygulamanın bundan 20 yıl sonra 2028'de ilk defa işe girecek olanlar için olduğunu söylemiyorlar. Herkes de zannediyor ki hemen Resmi Gazetede yayınlandığında uygulamaya girecek... Hayır. Bakın bu, 2028'de ilk defa işe girenleri ilgilendiriyor. Sanki bugün çalışanları ilgilendiriyormuş gibi bir hava estiriyorlar'' diye konuştu. ''BAĞKUR'DA BASAMAK SİSTEMİNİ KALDIRIYORUZ'' Erdoğan, yeni düzenlemenin BAĞKUR, SSK ve Emekli Sandığı mensuplarına neler getirdiği konusunda ise şu bilgileri verdi:''BAĞKUR'da basamak sistemini kaldırıyoruz. Ödenen prim miktarı ve gün sayısı emekli maaşlarına doğrudan yansıyacaktır. BAĞKUR'da basamak sistemini kaldırıyoruz ki benim vatandaşımın kazancı artmadan primleri artmasın. Önce kazancı artacak sonra primi... Basamak sistemi yerine, esnafımızın ve çiftçimizin beyan ettiği kazanç oranı üzerinden prim alınacaktır. Ne beyan ediyorsa onun üzerinden. Ayrıca, prim oranları yüzde 40'tan yüzde 33.5'e kadar düşüyor. BAĞKUR'lular için ilk kez, SSK'lılar gibi geçici iş göremezlik ödeneği öngörüyoruz. İş kazası geçiren bir esnafımız raporlu olduğu sürece Sosyal Güvenlik Kurumundan geliriyle orantılı olarak ücretini alacaktır. Mevcut sistemde 1 gün dahi prim borcu varsa vatandaşımız sağlık hizmetinden yararlanamıyor. Bunu esnafımız çok iyi biliyor. Biz bu süreyi 30 güne çıkarıyoruz. Dolayısıyla 30 günden aşağı prim borcu olan BAĞKUR'lu, sağlık hizmetinden yararlanabilecek.'' BAĞKUR, SSK ya da Emekli Sandığı mensuplarının olduğu gibi 18 yaşına kadar bütün çocukların hiçbir şart aranmaksızın sağlık hizmetinden yararlanabilme hakkına kavuştuğunu anlatan Erdoğan, ''Her doğan bir defa sosyal güvenceye sahip. İşte sosyal hukuk devleti budur. Çalışanların, emeklilerin, dul ve yetimlerin bu yasayla hak kaybına uğradığını şimdiden iddia etmek hakkaniyete uygun mudur?'' diye sordu. ''SENDİKALAR BUNU NİYE KONUŞMUYORSUNUZ?'' Erdoğan, tarımda çalışanlar ve köy muhtarlarına ilk kez asgari ücretin yarısı kadar gelir beyan edebilme imkanı getirdiklerini belirterek, SSK'lı işçiler ve bakmakla yükümlü oldukları aile fertlerinin sağlık hizmetlerinden yararlanma süresini 90 günden 30 güne indirdiklerini söyledi. Sendika yöneticilerine seslenen Erdoğan, ''Sendikalar bunu niye konuşmuyorsunuz. Soruyorum sendikalarımızın değerli yöneticilerine; Bu talep sendikalarımızın yıllar yılı her platformda eleştirdiği bir mesele, bir sorun değil miydi?'' dedi.Erdoğan, emzirme ödeneğini 50 YTL'den 203 YTL'ye, cenaze ödeneğini 242 YTL'den 608 YTL'ye çıkardıklarını bildirerek, ''Bunları niye görmüyorsunuz? Bunlar para değil mi?'' diye sordu. İşverenlerin işçilere verdiği ayni yardımlardan prim kesilmeyeceğini, hem emeği hem alın terini korumaya aldıklarını hem de üretici kesimleri güvenceye aldıklarını anlatan Erdoğan, yine ilk kez, yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinde işverenlerin rekabet gücünü olumsuz etkilemeyecek şekilde, işçileri de mağdur etmeyecek şekilde sigortalılıklarını yeniden düzenlenme imkanı verdiklerini söyledi. Erdoğan, ''tamamlayıcı sigortalar'' olan bireysel emeklilik ve özel sağlık sigortalarını teşvik eden düzenlemeler getirdiklerini de ifade etti. Konuşmasının tamamını sosyal güvenlik konusuna ayıran ve bir çok konuyu üçer dörder kez tekrarlayan Erdoğan, kara operasyonu sonrasında sürmekte olan tartışmalara ise hiç değinmedi. AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bazılarının, yasa tasarısının (Sosyal güvenlik) tek bir cümlesini bile okumadan spekülasyon ürettiklerini ifade ederek, ''(Çalışanların, emeklilerin haklarında gerileme olacakmış...) Açık söylüyorum; asla böyle bir şey söz konusu değildir. Dürüst davranmıyorlar ve yalan söylüyorlar'' dedi. Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, sosyal güvenlik reformunun, ülkenin bugününü ve yarınlarını ilgilendiren hayati öneme sahip konulardan biri olduğunu söyledi.Kendilerinden önceki hükümetlerin sürekli konuştuğu, sürekli tartıştığı ama çözüme bugüne kadar kimsenin yanaşmadığı temel sorunların, bugünkü Türkiye'nin en öncelikli meselesi olduğunu kaydeden Erdoğan, şunları söyledi: ''Sosyal hukuk devleti ilkesini tam olarak hayata geçirmek için ilk günden beri Türkiye'nin öncelikli meselelerini çözüm sırasına koyan Hükümetimiz, bu meseleyi kangren haline gelmeden çözmek zorundaydı. Hükümetimiz, daha önce attığı büyük reform adımlarının tamamlayıcısı olarak sosyal güvenlik şemsiyesini güvenceye almaya mecburdur. Bunun, güçlü bir siyasi irade ve kararlılık gerektiğinin farkındaydık. Bunun içinde bildiğiniz gibi 58 ve 59. hükümetler döneminde bunu Genel Kuruldan geçirdik fakat maalesef geri iade edilmesi sebebiyle de 60. Hükümet döneminde tekrar masaya yatırdık ve çalışmalarımızın komisyon kısmı bitti. Şimdi Genel Kurulda görüşerek inşallah bunu bitirmiş olacağız. Türkiye'nin bu değişim ve dönüşüme ihtiyacı vardır ve AK Parti Hükümeti bu meseleyi de makul bir noktaya taşımaya kararlıdır. Türkiye, sosyal güvenlik reformunu daha fazla erteleyemez. Sosyal güvenlik meselesi, tıpkı ulusal güvenlik gibi popülizme feda edilemez. Defalarca anlattık, her platformda, her zeminde dile getirdik. Ekonomik Sosyal Konseyde, Çalışma Bakanlığımız bünyesindeki üçlü danışma kurulu toplantılarında, Sosyal Güvenlik Yüksek Danışma Kurulu toplantılarında, sendikalarımızla istişarelerimizde dile getirdiğimiz üzere, burada bir kez daha bu zaruretin siyasi ve ekonomik nedenlerini açıklamak istiyorum.Hiç bir sivil toplum örgütü, konuyla ilgili söylüyorum, 'Bizimle görüşülmedi' diyemez. Şahsıma gelip benimle görüşenler de oldu. Onlarla Bakanımla birlikte görüştüğüm gibi bakanım da ilgili tüm kuruluşlarla görüşmelerini defaatle yapmıştır. Türkiye'de sosyal güvenlik sistemi, uzun yılların hataları sonucu sürdürülebilirlik vasfını giderek kaybetme noktasına gelmiştir. Siyasette ve ekonomide uzun yılların birikimiyle ortaya çıkan çarpık düzen, sosyal güvenlik sisteminin insani ve iktisadi cepheleriyle, rasyonel bir şekilde ele alınmasının önünde engel teşkil etmiştir.'' ''SİYASİ RANT ALANI...'' Başbakan Erdoğan, eski ve çarpık siyaset anlayışının, sosyal güvenlik sistemini bir ''Siyasi rant'' alanı olarak algıladığını, ekonomik ve toplumsal gerçekleri gözardı ederek, sadece oy kaygısıyla sosyal güvenlik sistemini tahrip ettiğini bildirdi.Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:''1969'dan sonra, 25 yıl sigortalı, 5 bin gün prim ödeyen 38 yaşındaki kadın, 43 yaşındaki erkek emekli olabiliyordu, emekli oldu. Bunun sorumlusu kim? Bunun sorumlusu işte, 1969 sonrasında sorumsuz, kaygısız, düşüncesiz, o popülist uygulamalardır. O ucuz popülist siyasetin aktörlerinin kimler olduğunu size açıklamayacağım. Sizler, onları çok iyi biliyorsunuz. Türkiye'yi bu noktalara nasıl getirdiler? Türkiye'ye bu yükü nasıl yüklediler? Önce bir bunun muhasebesini yapsınlar.5 yıldır onların bozduklarını tamir etmek için çalışıyoruz. Son 5 yılda Türkiye'nin siyasette ve ekonomide oluşturduğu rasyonel zemin, sosyal güvenlik alanını da yeniden düşünmemize imkan vermiştir.AK Parti, yeni siyaset anlayışıyla Türkiye'de siyasetin parametrelerinin de yeniden düşünülmesine hizmet etmektedir. Sosyal güvenlik alanında yaptığımız ve yapacağımız yapısal reformlar, işte bu yeni siyaset parametreleri temelinde yürümektedir. Buradaki önceliğimiz ülkemizin bekasıdır, milletimizin ve devletimizin geleceğidir. Geleceği ucuz popülizmle değil, ancak ve ancak rasyonel hesaplarla öngörebilir şekilde planlayabiliriz.Açık ve net olarak söylüyorum: AK Parti, toplumsal kaynakların siyasi çıkar kaygısıyla ve irrasyonel şekilde dağıtılmasını reddeden bir siyaset anlayışını temsil etmektedir. Siyaseti, içinde yaşadığımız dünyanın gerçeklerinden bağımsız bir zeminde kuramayız, kurmaya kalkıştığımızda da uzun vadede milletimize, insanımıza kötülük ederiz.'' ''HESABINI KİTABINI İYİ YAPMAK...'' Kısa vadeli siyasi kazanımlar için toplumun ve ülkenin geleceğini riske atamayacaklarını kaydeden Başbakan Erdoğan, ''Alınması gereken bir risk varsa o riski biz alırız ama toplumun bekasını, milletin geleceğini belirsizliğe bırakamayız'' diye konuştu.Devletin de kamu yönetiminin de iktisadi süreçleri dikkate almak, ''Hesabını kitabını iyi yapmak zorunda'' olduğuna işaret eden Recep Tayyip Erdoğan, kamunun menfaatini, toplumun uzun vadeli çıkarlarını gözetmek ve hesaba katmanın kamu yönetiminin öncelikli görevi olduğunu vurguladı. Temennilerle devletin yönetilemeyeceğinin altını çizen Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:''Rasyonel, özellikle bu noktada demokratik bir devlet, Anayasamızda da ifade edildiği gibi, bizim için önem arz ediyor. Bunun lafı olmaz...Küresel iktisadi süreçleri de hesaba katan bir işleyişle biz bu devlet anlayışımızı sürdüreceğiz.Hükümetimiz, bunun şuurunda olarak, sosyal güvenlik sistemimize ilişkin reformlarını tamamlamak azmindedir.Biz, bugüne kadarki hükümetlerin ihmalinden ve rant kaygısından kaynaklanan ve birikerek çoğalan bir problemi çözme sorumluluğunu taşımaktayız. Bu sorumluluğu taşımakta tereddüt etmiyoruz, çünkü biz milletin orta ve uzun vadeli çıkarlarını gözetiyoruz. Siyaseti günlük çıkar hesaplarının ötesinde bir iş olarak görüyoruz.Milletimiz bizden imtiyaz değil, adalet istiyor. Bizler imtiyaz için değil, adalet için geldik. Bizler adalet ve kalkınmayı şiar edinmiş bir kadro olarak işbaşındayız ve bunu başaracağız. Adaletin temel şartı; sosyal devletin bütün vatandaşlarının eşitlik esasında haklarını kullanmasıdır. İstiyoruz ki kimse devlete mesafeli olmasın, kimse devlete itimatsızlık içinde olmasın. Bu ülkede, Allah aşkına burayı iyi düşünün. Ekranları başında bizi izleyen vatandaşlarıma özellikle sesleniyorum; bir çok yazılı ve görsel medyada bazı haberleri okuyoruz, dinliyoruz. Hedefinden tamamen saptırılan, bir çok yorumlar var. Bir çok başlıklar var. Bugün ben konuşuyorum. Bundan sonra da bakanım, Genel Kurula gelene kadar bu konularda açıklamalar yapacak. Bu ülkede, Emekli Sandığı mensubu, Bağ-Kur mensubu, SSK mensubu ya da Yeşil Kartlı vatandaşların hepsi bir hukuka bağlıdır. Hepsi için ayrı ayrı hukuk düzenleri olması kabul edilemez. Ama bugüne kadar hepsi ne yazık ki ayrı ayrı hukuk düzenine tabi idi. Şimdi biz bunu adil aynı bir hukuk düzenine tabi tutan anlayışı getiriyoruz. Bizim iktidarımıza kadar gelen bu yanlışlar, beş yılda büyük ölçüde düzeltilmiştir. Şimdi kalan eksikleri de telafi etmeye mecburuz. Kimse Türkiye'nin gerçeklerinden kopuk yorumlar yapmasın. Önce gerçek verileri önümüze koyduktan sonra yorum ve önerilerimizi getirmek zorundayız. Bakınız, sosyal güvenlik düzenimizle ilgili bir tek örnek vereceğim.1960'ta 24 çalışan 1 emekliye bakarken, bu oran 1970'de 9, 1980'de 3, 1990'da 2, 2007'de ise 2 çalışan 1 emekliye bakar durumda... Soruyorum; bu tablo Türkiye için sürdürülebilir mi? Bunun altından kalkılabilir mi?Buradan sendikalara sesleniyorum; acaba sendikalarımız bu ülkeyi yönetmiş olsalar, 'Ben bu tabloyu sürdürebilirim' diyecek bir babayiğit var mı? Bir ara hastaneleri birleştirirken de sendikalar kalktı böyle bir ifade kullandı. Dediler ki 'Bu hastaneler bizim' Ben de dedim ki 'Alın buyurun siz işletin. Madem bu hastaneler sizin buyurun siz işletin... Biz her türlü desteği veririz ama bir daha kapımıza gelmeyeceksiniz' Yüklenemediler. Olacak iş değil ki... Öyle sendikalar görüyorum ki ben, bazen bakıyorsunuz, hemen bir grev ilan ediyorlar ondan sonra 1 ay maaş ödeyemiyorlar. İkinci aya tahammülleri yok. Hele hele kaynağından işçinin parası kesilmese sendikalar belki de kaynak bulamayacaklar. Bakın sendika mensuplarına... Sendikalı olmayı biz de teşvik edelim, devlet olarak biz de bu konuda yardımcı olalım. Acaba kaç kişi gidecek üye olacak? Niye? Çünkü bu noktada maalesef bizdeki kültür her iki taraf için söylüyorum; gelişmiş değil. Biz diyoruz ki sürdürülebilir bir sosyal güvenlik için bu oranın en az 4 çalışana 1 emekli olması gerektiğini bütün uzmanlar, bütün bilim adamları ifade ediyorlar. Bunu yakalamamız lazım.'' ''TÜRKİYE BU YÜKÜ FAZLA TAŞIYAMAZ...'' Başbakan Erdoğan, bozulan aktif-pasif oranının, aktüeryal dengeleri de bozduğunu ve sosyal güvenlik açıklarının artarak bugünlere geldiğini söyledi. 1990 öncesi kendi kendini finanse edebilen sistemin, 1991'den sonra açık vermeye başladığını, bu açığın da katlanarak bugünlere geldiğini anlatan Erdoğan, şunları söyledi: ''Türkiye bu yükü daha fazla taşıyamaz. Yani acil müdahale iktisaden, aklen, mantıken zorunludur. Hükümetimiz, Sosyal Güvenlik Reformu ile norm ve standart birliğinin sağlanmasını, sosyal güvenlik sisteminin finansal sürdürülebilirliğinin sağlanmasını, kolay erişilebilir, tüm vatandaşlarımızı kapsayan Genel Sağlık Sigortasının kurulmasını amaçlamıştır.Getirdiğimiz yeni düzenlemeyle burayı özellikle milletime duyurmak istiyorum; sağolsun kimse şuradaki pozitif, olumlu yanları konuşmuyor. Hesapları da yaparken bu kadar müzakerelerden sonra oluşan güzel tabloyu, kimse anlatmıyor. Anlatırken de maalesef yanlış anlatıyor. Bakın, getirdiğimiz yeni düzenleme ile geliri asgari ücretin üçte birinden az olanların genel sağlık primleri, Hazine tarafından karşılanacaktır. 18 yaş altındaki herkes, prim borcu, sigortalılık gibi hiçbir şart aranmaksızın sağlık hizmetlerinden yararlanabilecektir. Yani her doğan sigortalı doğacak. Nereye kadar? 18 yaşına kadar.Vatansızlar ve hatta sığınmacılar dahil Türkiye'de Genel Sağlık Sigortası kapsamında bulunmayan kimse kalmayacaktır. Hükümet programımızın gereği budur,eşitliği esas alan Anayasanın gereği budur, ülkemizin ekonomisinin gereği budur,dünyanın realitesi budur, yani aklın da bilimin de rasyonel yönetimin de yolu budur ve biz de bunu yapıyoruz.Bazıları yasa taslağının tek bir cümlesini bile okumadan spekülasyon üretiyorlar. 'Çalışanların, emeklilerin haklarında gerileme olacakmış' Açık söylüyorum; asla böyle bir şey söz konusu değildir. Dürüst davranmıyorlar ve yalan söylüyorlar. Böyle bir şey yok. Kazanılmış haklar aynen devam edecektir...İzmir'de yaşlı amcalar yanıma geldi, 'Oğlum bizim emeklilik maaşlarını geri alacakmışsınız' dedi. 'Amca kim söyledi?' dedim. 'Televizyonda söylüyorlar' dedi. Dürüst davranmıyorlar. Yanlış bir istikamette halkımızı bilgilendiriyorlar. Böyle bir şey yok, böyle bir şey olamaz, olmayacaktır. Çünkü bunların hepsi kazanılmış haklar içindedir. Tam aksine iyileşme olacaktır.Ben de emekçiyim, ben de damdan düşenim. Bütün işçilerimizle, çiftçimizle, memurumuzla, esnafımızla her zaman kendimi beraber hissediyorum. Ben bir işçi emeklisiyim. Oradan geliyorum. Hiçbir zaman bu ülke için değer üreten kimseye bizler, fildişi kulelerden bakmadık, bakmayız.Bizim gözümüzde emekten, alın terinden, helal kazançtan daha değerli hiçbir şey yoktur.''Çalışma hayatının bütün taraflarıyla, bu sürecin başından beri içinde yer aldığını kaydeden Başbakan Erdoğan, ''Defalarca göz göze yüz yüze bu meseleleri konuştuk. Soruyorum: Şu an emekli olduğu halde, 2 milyon 100 bin insanımız emeklilikten sonra çalışmak zorunda mıdır değil midir? Sosyal Güvenlik sistemimizle ilgili bir çelişki değil midir bu tablo? Bu çelişkiyi gidermek hükümetin görevi değil midir?'' dedi.

Başbakan ucuz kahramanlık yapıyor

"Başbakan ucuz kahramanlık yapıyor" Yeni Haber MHP lideri Devlet Bahçeli, sınır ötesi operasyonun bitirilişi ile ilgili hükümeti eleştirilerek, "Başbakan ucuz kahramanlık yapıyor. Erdoğan mesnetsiz boş sözlerle herkese çatıyor" dedi. Partisinin grup toplantısında konuşan Bahçeli, hükümete sert eleştirilerde bulundu. Bahçeli, "Biz AKP'ye terörün bitme noktasına geldiği bir ülke verdik. Başbakan etnik bölücülüğün siyasi gündemine sahip çıktı. Siyasi çözüm yegane çıkış olarak pazarlanmaya çalışılıyor. PKK patentli ihanet projeleri Meclis'e getirilmeye çalışılıyor" dedi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Meclis'in 17 Ekim'de tezkere ile hükümete sınır ötesi harekat için yetki verdiğini ve bu konuda hükümetin de Meclis'e karşı sorumlu olduğunu vurguladı. Bahçeli, 21 Şubat'ta başlayan ve 8 gün süren kara harekatında hükümetin "sınırlı bir siyasi çerçeve" çizmesi durumunda askeri harekatın da bununla sınırlı kalmasının doğal olduğunu ve bu noktada "siyasi sorumluluğun" da hükümete ait olduğunu söyledi. Kuzey Irak'taki PKK kamplarına karşı başlatılan sınır ötesi kara harekatının kamuoyundaki beklentiden erken bitmesi üzerine, özellikle muhalefet partileri CHP ve MHP, sert açıklamalar yapmış ve bu açıklamalara Genelkurmay Başkanlığı'nın web sitesinden karşılık vermesi ve bunun Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın açıklamalarıyla sürmesi karşılıklı bir tartışma ortamı yaratmıştı. Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 5 Kasım 2007'de Beyaz saray'da ABD Başkanı George W. Bush ile yaptığı görüşmede alınan kararlar çerçevesinde Kuzey Irak'a yönelik adımlar atıldığını vurgulayarak, "teslimiyetin, diplomatik başarı" olarak gösterildiği "karanlık bir döneme" girildiğini anlattı. Erdoğan-Bush görüşmesini "5 Kasım sendromu" olarak niteleyen Bahçeli, bu tarihten sonra yaşanan gelişmelere ilişkin olarak şunları söyledi: "Son dönemde yaşananlara bakıldığında, herkes şu gerçekleri görecektir. Etnik bölücülük, meşru bir siyasi amaç olarak zemin ve statüyü kazanmıştır. Demokratikleşme adına bölünme dinamikleri bütünüyle harekete geçirilmiş ve Türkiye terör tehdidi ile siyasi çözüm dayatmaları arasına sıkıştırılmıştır." Siyasi çözüm için en uygun zamanın yakalandığının, bu konuda Meclis'te mutabakat bulunduğunun ifade edildiğini vurgulayan Bahçeli, "Bu çevrelerin meclis bünyesinde mutabakattan kastettiğinin AKP ile PKK'nın uzantısı DTP arasındaki görüş birliği olduğu anlaşılmaktadır" dedi. Erdoğan'ın hafta sonu İzmir'de, "Kuzey Irak'a kara harekatının ABD baskısıyla erken bitirildiğini ispat ederseniz siyaseti bırakırım" sözlerini "ucuz kahramanlık" olarak değerlendiren Bahçeli, DTP'nin Kuzey Irak harekatı sırasında ve sonrasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yaptığı mitingleri "ayaklanmaya ve fiili direnişe davet" olarak niteledi ve "Terör örgütünün taleplerinin demokratik yollarla gündeme getirilmek istenmesinin önündeki engellerin kaldırılarak bölünme reçetelerinin demokratik tartışma ortamında her yönüyle ele alınmasını savunan siyaset dışı geniş bir cephenin oluşmasıdır" dedi. Son dönemde Türkiye'ye çok sayıda ABD'li üst düzey yöneticinin geldiğine dikkat çeken Bahçeli, "Irak bataklığına saplanan ABD için Barzani'nin bölgesel yönetiminin istikrarı ve güvenliği, Türkiye'nin milli güvenliği ve terörle mücadelesinden daha önemli ve öncelikli bir siyasi hedeftir" diye konuştu. Bahçeli, Irak Devlet Başkanı Celal Talabani'nin hafta sonunda Türkiye'ye yaptığı ziyaretinde PKK sorununun siyasi çözümü ve Kuzey Irak Kürt yönetiminin tanınması ve Mesut Barzani ile "resmi diyalog" kurulmasının ön girişimleri olduğunu, Talabani'nin "Kürdistan" lafını Çankaya Köşkü'nün kayıtlarına geçirmekten de çekinmediğini vurguladı. Bahçeli konuşmasında, son dönemde küresel olarak yaşanmakta olan ekonomik krizin etkilerinin cari açığı çok fazla olan, büyümesi yavaşlayan, enflasyon hedeflerini tutturmakta zorlanan, en çok reel faizi ödeyen Türkiye bakımından da önemli bir risk olduğunu belirterek, ekonominin, cumhuriyetin kurulmasından bu yana ilk defa bu kadar yüksek oranda yabancı kontrolüne geçmiş olmasına da dikkat çekti