İzmir'de seçim nabzı
Yeni yıla İzmir'de girdim. Önümüz yerel seçim. İzmir'de nabız tuttum. İki önemli sorun...
Birisi metro...
İnşaat durmuş. Hem de yolun en daraldığı yerde. Çünkü yüklenici firma,
TOKİ nedeniyle zor duruma düşmüş. Cezasını İzmirli çekiyor.
Trafik bu yarım kalan inşaat nedeniyle akmıyor, tıkanmaktan öte keşmekeş...
Tam seçim öncesi bu durum şanssızlık... Sanki "Yerel seçimde oyunu
AKP'ye verirsen, metro da tamamlanır, diğer hizmetler de gelir.
İktidarla ters düşmeyin" mesajının altını çiziyor.
Başkan Aziz Kocaoğlu hiç gözyaşına bakmadan bu kamburdan kurtulmalı.
AKP'nin değirmenlerine su taşınmasın.
Diğer sorun da baraj...
Gerçi Başbakan Erdoğan "Barajı biz yapalım, siz hava atın öyle mi!"
diye seslenmişti ama barajlar belediyenin kendi olanaklarının ötesinde
devlet katkısını gerektirmiyor. Sadece ÇET raporu ve arazi tahsisi
nedeniyle gene de Ankara'da ışık hâlâ "kırmızı..."
Belediye kuyular açarak bu sorunu şimdilik aşmakta fakat su sorununda
hadisenin "Şuyuu vukuundan beter" bir olumsuz fısıltı dolaşmakta.
Parti farkı yapmaksızın tüm belediyelere devlet olanaklarının verildiği sözü nerede kaldı?
İzmirli zorlu kavşakta.
Ege efesi ya baş eğmeyecek, yere diz vuracak ama diz çökmeyecek ya da
iktidar olanakları gelsin diye eğilecek, AKP'li büyükşehir adayına oy
verecek.
"Hangisi?" diye sorarsanız, daha net bir algılamam olmadı.
YAYMAK DEĞİL, BİTİRMEK
Başbakan Erdoğan ile İtalya Başbakanı Berlusconi İzmir'de bir toplantı yapmışlardı.
Yöntemini ilginç buldum. Anlatayım...
Berlusconi, İtalya'nın yoğun ekonomik ve siyasi ilişkileri olan
ülkelere, yanına ilgili tüm bakanları ve üst düzey bürokratları alarak
gidiyor.
Karşı taraftan da simetrik bakanlar ve bürokrasinin gelmesini istiyor.
Önce iki başbakan, bakanlar ve bürokratlarla toplanıyorlar.
Sonra bakanlar yanlarına bürokratlarını alarak diğer ülkenin bakanı ve bürokratıyla ayrı salonlarda toplanıyorlar.
Birlikte çözümler üretiyor ve başbakanlara sunuyorlar.
Sonunda iki başbakan bir araya geliyor, kendi "zirve" iradeleriyle
bunları karşılıklı talimatlar haline getiriyorlar. Böylece aylarca
belki yıllarca sürebilecek konular hayata geçiriliyor.
Hem zamandan kazanılıyor, hem de her bakanın ve bürokratlarının ayrı
ayrı defalarca seyahatleri nedeniyle yüksek masraf yapılmıyor.
Bu sinerji toplantıları modelini Erdoğan başka ülkeler için de uygulayacakmış.
Berlusconi, bu toplantıların yapıldığı İzmir Swissotel Grand Efes'i fonksiyonel bulmuş.
Çok sayıda toplantı odaları, toplantı salonları ve büyük salonları
nedeniyle bu mimari modelini beraberindekilere de tavsiye etmiş.
Murat Vargı, eski Büyük Efes Oteli'ni alıp yeniden yaptı ve işletmesini Swissotel'e verdi.
Ege için bir kazanç.
İZMİR'DE YILBAŞI
Yılbaşı gecesi Kordon'da kutlama vardı. İzmirliler keyifle, neşeyle
yeni yıla girdiler. Elbette hepimiz Gazze'de olanların acısını
paylaşıyoruz ama yeni yılı bir matem ve ağıt gecesiyle karşılamak bence
yanlış.
İzmir'in CHP'li belediyesi doğru olanı yaptı.
İstanbul'un kutlamaları iptal edişi yanlış.
Atatürk'ü yitirdiğimiz 10 Kasım'ı bile artık bir matem programıyla geçirmiyoruz.
Gece önce ENBE'yi, sonra da gençlerin hıncahınç doldurduğu salonda Tan'ı dinledim.
Bir kez daha tanık oldum ki, bizim Türkçe sözlü kendi pop müziğimizin
bambaşka elektriği var. İster Sezen'den, ister Serdar'dan olsun ya da
Issız Adam filminin günümüze taşıdığı Ayla Dikmen'den, Nil Burak'tan
olsun insanlarımızın voltajı yükseliyor. Eski adıyla Büyük Efes'te
müziğin büyüsüyle zaman tünelinde yolculuk yaptım.
Ne anılarım var orada...
Mazhar Zorlu ve Haşmet Uslu'nun akşam rakılamaları... Erol Simavi...
Namık Sevik ve Bedri Koraman'lı spor sohbetleri... Avrupa Güzellik
Kraliçesi adaylarıyla düzenlediğimiz gece... Mutfağa tepeden bakan
şefin kaptan köşkü gibi mekânında kırk çeşit meze eşliğinde rakı
gecelerimiz... Fuar ayında tüm sanatçıların bu otelin havuz kenarında
buluşmaları...
Efes'in bir süre metruk kalışından sonra böyle bir güzellikle yeniden
kazanılması ötesinde bu saydığım zaman tünelinden görüntüler otelin
"Zaman Tüneli Fotoğrafları"yla da sergileniyor.
İzmir bir başkadır...
