Dava için para!
DENİZ
FENERİ adıyla Almanya'da kurulu derneğin üç sorumlusu "organize
dolandırıcılık" suçundan mahkûm oldu! Topladıkları yardım paralarından
17 milyon euro'yu yasadışı olarak Türkiye'ye aktarmışlar!
Alman Savcı Lötz, "Asıl failler Türkiye'de" diyor. Alman Hâkim Müller'in sözleri de şöyle:
"Olayın bir kısmı Türkiye'de gerçekleşmiştir, Türkiye'den aldıkları
talimatları yerine getirmişlerdir... Bu sadece dolandırıcılık değil,
inanç özgürlüğüne ve demokrasiye karşı da bir suçtur!"
Bu beyanlar, Türkiye'de hükümetin ve adli makamların derhal "asıl
failleri" ve "talimat verenler"i ortaya çıkarıp yargıya teslim etmek
üzere harekete geçmeleri için yeterlidir! Alman Adalet Bakanlığı'nın
"adli yardım" tezkeresi yazmasını beklemek yanlıştır.
Sosyal taban
Bu olay sadece "büyük çaplı yolsuzluk" değildir; "inanç" ve "dava" faktörleri sebebiyle, ciddi bir sosyal yaradır.
Hepsine yolsuzluk denilemez ama bu alanda ortada muazzam meblağlar
dönüyor. Ali Bulaç da 80 bin camide her hafta kayıtsız kuyutsuz para
toplanmasına dikkat çekiyor. Bundan daha önemlisi, büyük 'yardım' ve
'dava' organizasyonlarıdır.
Küçük gruplar içinde büyük yolsuzluklar olmaz; herkes birbirini tanır,
toplanan para hemen mahalledeki fakir fukaraya veya caminin tamiratına
falan harcanır.
Fakat organizasyonlar büyüdükçe paralar da suiistimal fırsatları da
katlanarak büyür! Hatta,"fakirlere yardım" için verilen paralarla "dava
için" kâşaneler kurmak gibi 'vicdani' kılıflar uydurulur kolayca!
Bizde kayıtdışı ekonomi gibi, kayıtdışı yardım da çok yaygındır. Çünkü
"noter, defter, vergi kaydı, denetim" gibi kurumlara ihtiyaç duyulmayan
köy toplumu geleneğinden geliyoruz.
Şehirlere ve Almanya'ya göçtüğümüzde de aklımıza kayıt kuyut gelmeden,
denetim var mı diye bakmadan, modern işletmecilik yapılıyor mu diye
araştırmadan parayı veriyoruz. Bazen "yardım" diye, bazen "kâr
ortaklığı" diye!
Bazen kötü işletmecilikten batıyorlar, bazen böyle yolsuzluklara gidiyor paralar!
Ne yapmalı?
İlk tedbir caydırıcılıktır: Hür medyanın bu olayların üzerine gitmesi;
hükümet, mali polis, müfettiş ve yargı kurumlarının derhal soruşturma
açması... Yanlış işin ergeç ortaya çıkacağı korkusunun hissedilmesi
gerekir. AKP iktidarı Deniz Feneri konusunda gevşek davrandı maalesef,
şimdi bari üzerine gitmelidir.
İkincisi, yardım toplama ve dağıtma alanında kurumlaşmayı ve şeffaflığı
teşvik edecek, suiistimal fırsatlarını denetim altına alacak yasal ve
idari düzenlemeler yapılmalıdır.
Geniş bir toplumsal yardımlaşma tabanına dayanan AKP bu konuda büyük
bir sınavla karşı karşıyadır. Bu hem siyasi bir sınavdır, hem
toplumdaki geniş yardımlaşma potansiyelini meşru bir zemine çekmek için
toplumsal bir görevdir.
"Göz açtırmama" saplantısıyla toplumdaki yardımlaşma geleneğini tahrip
etmek büyük hata olacaktır. Katolik Kilisesi'nin yardım ağını yok etmek
için Jakoben Fransa bunu yapmıştı; bugün gönüllü kuruluşların ve sosyal
yardımlaşmanın en düşük düzeyli olduğu Batı toplumlarından biri
Fransa'dır!
Kilise cemaatleri tarafından en geniş sosyal yardım ağının yürütüldüğü
ve sivil gönüllü kuruluşların da en yaygın olduğu toplumlar ise Amerika
ve ardından İngiltere'dir. (Almond and Verba, Civic Culture, sf. 246
vd.)
Bu meseleye yine değineceğim.,kaynak,milliyet
